GÖNLÜMÜN GÜLÜNE SALAT VE SELAM OLSUN...

• 25.4.2007 - binlerce selam sana EY YAR

O, aşkımızın mihrabındaki gül...

O, alemlere rahmet olarak gönderilen bir rasûl...

O, çöl sıcağındaki bir kevser şelâlesi...


Mevlam razı olsun Duam

__________________


Gülüme Gül Ol Götür Gülüm Ol Rasulüme Götür Beni..
Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 25.4.2007 - SEN GİDİNCE EFENDİM

sesli--->SEN GİDİNCE EFENDİM         



SEN GİDİNCE EFENDİM

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Koyup bir başımıza, bırakıp pak ellerimizi, gurbetlerine salmıştın bizi.
Yetim kaldık, öksüz kaldık ve ellerimiz kirlendi yokluğunda...
Sen gitmiştin...
Ayrılıkların dilini hece hece ağlıyoruz şimdi.
Akşamlar iniyor dağlara ve hasretimiz yankılanıyor yamaçlarda.

Sevgili!
Nasıl iltica edelim sana ;
huzuruna nasıl varalım, yalvaralım?!.
Ve duyurabilsin mi sesini!?.
Efendim, duyar misin sesimizi?..

Sevgili!
Sen aşk ikliminde sultan, sen güzellik şahikasında dolunay, sen vefa göğünde
hilal.
Biz bir bakışının dilencisi,
biz dolunay tutkunları,
biz bayramı gözleyen oruçlar.
Güzellik ordusunun hakanı sen, gam ruzigârinda gedalar biz.
Sen imrenme, biz ayıplanma.
Sen özüsün varlığın ve biz varlık iddiasında küstah yoksullar.
Sen sabah yıldızlarının ışığı, biz gaflet uykusunda kervancı.
Dert ve keder denizinde çığlık çığlığayız biz,
kumrular ve bülbüller seni bestelemekte oysa.
Çığlıklarımızı bestelere karıştırıver efendim,
düşkünlerine, savrulmuşlarına kulak ver.
İtivermezsin elinin tersiyle bizi, değil mi efendim?..

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Yokluğunda kaybettik önce varlığımızı ve sonra yok eyledik aklımızı da.
Hasretinle akan zamanlarda cevherimiz özden, madenimiz mıknatıstan ayrıldı.
Sen gitmiştin...
Gönüllerimiz billur kadehler gibi çalındı sengsarlara;
ırmaklarımız mecralarında susuzluğa mahkum edildi.
Sen gitmiştin...
Çelik mermere çarptı, iradeye ateş düştü yokluğunda.
Hasretinden akıllar yitirildi efendim,
gönüller gölgelere düştü.
Kucak kucağa güneşlerimiz söndü,
dudak dudağa denizlerimiz kurudu
ve sen gitmiştin efendim.
Sen gitmiştin...
Seninle birlikte her şeylerimiz gitti.
Şehitlerimiz kefenlerinden sıyrıldı senden sonra;
kanlarımız sahralar doldurdu.
Kelimelerimiz anlamlarını yitirdi,
kutlu erlerimiz tutsak oldu nefis ordularına...
Hiçbir şey kazanmadık ayrılığında, efendim,
hiç kâr elde edemedik.
Aldandık, hep aldandık.
Delilimizi yitirdik, delillerimizi yitirdik.
Dillerimiz dilim dilim edildi efendim.
Bize sevmeyi unutturdular ilkin;
sonra sevginin ne olduğunu...
Kendi gönlüne ihanet edenlerimiz, gönlün kendisine ihanet ediyorlardı artık.
Vurgunlar yedik pes pese efendim...
Ve sen gitmiştin.

Sevgili!
Sen gitmiştin...
Biricik sığınağımız, varlığımızın övüncü, yüz akımızdın.
Hayırları söyleyip gitmiştin,
biz ser işler olduk.
Uzun uzun emellere kapıldık,
kapılanıp kaldık umutların kapısında.
Yolunda yürümekten üzerimize düşen,
baş kaldırdık önce ve sonra yıkılışlar gördük hep efendim.
Ellerimiz vardı açıldıkça dolan, uzandıkça verilen;
böğrümüzde kaldı ellerimiz.
Hanım idik halayık olduk;
bay idik köle edildik.
Sen gitmiştin...
Yanmış igsilerle kara bahtımıza kara resimler çizdiler.
Aşk dervişleri avare, pejmürde, hercâyî rüzgârlara kapıldılar,
dönüşlerinin ahengini kırdılar.
Bölük bölük kadınlarımız,
grup grup erlerimiz,
demet demet çocuklarımız,
kimi güler, kimi ağlarken yitirdiler kendilerini.
Ve sen gitmiştin efendim...

Sevgili!
Hani bir aşk idin, bir güzellik idin sen, güzellikle askın kesiştiği
prizmada.
Güzelliğin cihanı gösteren bir ayna;
aşkın o aynanın cilası idi hani.
Güzelliğin olmasa efendim,
aşkı hiç bilmeyecekti cihan;
aşkın olmasa güzelliği hiç anlamayacaktı.
Aşk pazarında mezat hep güzelliğine; güzellik yurdunda yollar hep aşkına
durmuştu efendim...
Ve sen gitmiştin...
Sevgili!
Derd ile ağlayandın; hem derde salandın!..
Gönül yurdunda çaresizlerin çaresi, hastaların merhemiydin.
Saadetle yasamış, saadet çağını yaşatmıştın.
Suretleri ve canları iman ile sen şekillendirmiş,
"Lâ" ile "Illa"yi i'câz ile sen dillendirmiştin.
Sen gidince, ey sevgililer sevgilisi, güvercinlerimiz tuzaklara esir düştü;
Hüdhüdlerimizin mil çekildi gözlerine.
Artık düşmanlarımız dostlar arasında;
dostumuz düşman içinde.
Divanelere döndük, yaya kaldık yolunda.
Kendimizi unuttuk, seni bilmez olduk...
Sana muhtacız!..
Sana en fazla muhtacız.
En fazla sana muhtacız.
Uyandır bizi uykumuzdan...
Gel ey sevgili!
Bir gelişle gel, bir gülüşle gel.
Doğ ufkumuza, sar dünyamızı, gir gönlümüze yeniden...
Sana muhtacız...

Sana en fazla muhtacız...


İskender Pala

yenidendogus
  alıntıdır.
 en güzel  paylaşımlarda
buluşalım inşallah... 
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19.4.2007 - SANA GÜLLERCE SELAM OLSUN EY SEVGİLİ

                                 

 

                                                    

Bomboş sokaklarda dolaştım, yapayalnız... Dilimde adın, içimde aşkın, unutmadım Seni ya Resulallah

Baharın müjdecisi çiçekler, ağaçları süslediler. Gecenin karanlığında bile gülümsüyorlar. Baharın gecesi yok, gündüzü de. Bu bahar, çiçek açan her ağacın altında durup Sana salatu selam göndermek istedim ya Resulallah. Unutmadım Seni; Sen unutulmayacak kadar o güzel adınla ve bin bir hatıranla, kalbimde yaşıyorsun ya Resulallah.

Gecenin sakinliğinde uzaklardan gelen kurbağaların zikir sesleri, ne kadar ahenk ve uyum içinde. Kulağı rahatsız eden hiçbir şey yok. Yorucu, dondurucu ağır geçen bir kıştan sonra, bahar aniden çıkageldi. Hiç kalkmayacağını zannettiğimiz bembeyaz karların ardından bembeyaz çiçeklerle süslendi her yer. Baharın bayramı var. Ağaçlar gelinliklerini giymiş, düğündeler sanki. Ağaçlarda hatıran var ya Resulallah...

Bir gün yanına gelen bir bedeviye, peygamberliğinin Allah katından tasdiki için bir mucize göstermiştin. Vadi kenarındaki bir ağaçtı o mucizen. "Gel" diye işaret etmiştin o ağaca. Köklerini sürüye sürüye yanına gelmişti... Herkesin huzurunda konuştun o ağaçla; "Benim Allah'ın hak ve son Peygamberi olduğumu tasdik eder misin?" demiştin. O ağaç şehadet etmişti. Senin hak ve son Resul olduğunu tasdik ederek. Bu mucizeyi görmek de yetmemişti o bedeviye, ardından "Şimdi söyle de yerine gitsin" demişti Sana. Ne kadar da sabırlıydın. Ağaca işaret etmiştin, o da dönüp tekrar yerine gitmişti. Köklerini çıktığı toprağa gömmüş, emrini dinlemişti. O bedevi, bu mucizen üzerine iman etmişti. Şimdi bu baharda, nerede bir ağaç görsem, Senden bir mucizedir bilirim, o günlerden kalan bir iz bir hatıradır bilirim. Ağaçlarla beraber söylerim duamı, dileğimi. Sen Allah'ın son Peygamberisin, salatu selam olsun Sana ya Resulallah.



Baştan başa çiçeklerle donanmış o ağacın vaziyeti ise, Senin yeryüzü halkına, Allah katından Cennet baharlarının müjdesini taşıyan davetinin bir işaretidir. Hiç yanılmadım böyle bilmekte. Çünkü Allah Kur'an'ında Senin üzerine yemin ediyor:

"Yâsin. Velkur'ânilhakîm. İnneke leminelmurselîn."

Yani, "Hikmetli Kur'an'a yemin olsun ki, Sen hak Peygambersin, son Resulsün" diyor. Kur'an'ın kalbi olan Yâsin Sûresi bile kâinatın kalbi olan Senin elçiliğini tasdikle başlıyor.

Bugün, sokağımızda ilk çiçek açan bir erik ağacının altında birkaç gönül dostumuzla Sana salatu selam gönderdik. Mektubumuz yok, postacımız da yok Sana getirecek. Ama duamızı ve salâvatımızı Sana ulaştıracak rahmet melekleri var Rabbimizin. Buna inanıyoruz, buna güveniyoruz çok şükür. Salâvatlarımız, selamlarımız Sana ulaşacağı için sevinçliyiz. Yaşadığımız bu hayatın her anını varlığınla güzelleştiren Allah'a hamdolsun ki, Sen her şeyin gayesini, yaratılış sebebini öğreten biricik Peygambersin, öğretmensin bize. Bu dünyada şu güzelliklerin mânâsı ve mahiyeti bilinmese ya da bildirilmeseydi ne kadar da cahil kalacaktık.

Bir kâğıt parçasından ibaret olan diplomalarımız ne işe yarayacaktı ki Seni bilmedikten sonra, bunca bilgilerin yolu Sana varmadıktan, Sana çıkmadıktan sonra. Avrupa'nın zekâ tarlaları Goetheler, La Martinler, Puşkinler, Rilkeler, Tolstoylar, Bernard Shawlar ve daha niceleri Seni tanısın, bilsin, hakkaniyetini ifade etsinler de biz bülbül olup şakımayalım, susalım mı? Konuşmayalım mı ya Resulallah? Bir ışıkçık bile onların yolunu aydınlatmaya yetmiş iken biz canlı güneşimiz Senin karanlıkları yutan aydınlığından nasipsiz mi kalaydık? Nasipsiz kalmak yakışır mıydı? Şükür ki yetiştin imdadımıza.



Dua odur ki Allah'a ulaşa, yol odur ki Hakk'a vara, selam ve salâvat odur ki Sana ulaşa. Çatı katımdaki küçücük odamda, gecenin karanlığında çiçek açtın. Dilimdesin, kalbimdesin ya Resulallah. Sen benim için hep yenisin. Gördüğüm her güzellikte payın var, yaratılan her şeyde izin.

Bunu Sen öğrettin. Şükür ki sen öğrettin. Bilgimizi adınla süsledin. Ustaca gizlediler adını kitaplarda daha bilmem nerelerde. Ama öğrendik. Kimse öğretmese de, adını söylemese de kâinat Seni söylüyor. Her şey Seni anlatıyor. Görmemek, duymamak ne mümkün. Senin getirdiğin tüm hakikatlere iman etmek, ne kadar güzel. Bunların bir an bile aksini düşünmek korkunç. Ruhumu bu sonsuz uçurumlara düşmekten kurtar ya Resulallah.

Şefaatinin mahşer gününde, ümmetinden büyük günahları işleyenlerin üzerine olacağını söylemiştin. Ne büyük bir müjdeydi bu. Ben gibi dertliler adına, sevinçliyim. Hatalarım günahlarım çoksa da, senin o engin şefkatinden ve şefaatinden ümitliyim.

Ümid oldun karanlık geceme de yarınlarıma da. Ey rahmet Peygamberim. Senin şefaatini dileniyorum. Ve Rabbime yalvarıyorum:

Dilimiz sürçse de, ayağımız takılıp düşsek de affına sığınıyoruz Ya Rabbi. Pişman olup da bir gün günahlarından dönen kullarını kapısından çevirmeyecek bir Sen varsın Allah'ım. Bu karanlık gecede küçücük bir pencerede yıldızları da seyrettim... Gökyüzü pırıl pırıldı. Yıldızlar sayılamayacak kadar çoktu. Yıldızların ki şahit olan göklerinin şehadet kelimeleriydi. Gökyüzünün çiçekleriydi... Gündüz ağaçların çiçekleriyle, gece de gökyüzünün çiçekleri olan yıldızlarla Sana salatu selam olsun ya Resulallah.

Allah'ım, bu benim belki ilkbaharım, belki de son baharım. Ne olur bu son fırsatı alma elimden. Tövbelerimi kabul et dilimden. Ne gelir ki başka elimden. Şu pişmanlık tövbelerimden başka... Buluğ çağımdan bu güne kadar işlemiş olduğum tüm günahlar, hatalar, kusurlar için, günah defterimde kayıtlı ameller ve işler için Senden af diliyorum. Tövbemin ahı ile yak onları ya Rabbi. İstiğfar ediyorum. Tövbemin kabulünü dileniyorum. Sevgili Habibin hürmetine, Kur'an'da ismi geçen peygamberlerin hürmetine, Kur'an için can verenler hürmetine, Kerbela'da şehit düşen Hz Hüseyin hürmetine affet. Sevdiğin kulların için affet. Rahmetine garket. İstemeseler de nurunu tamamlayacaksın. Ruhumu da nurunla münevver et. Hz Peygamberimin dünyayı şereflendirdiği 20 Nisan için, o kutlu gecenin sabahı için affet. Karalıkların üzerine doğan o canlı güneş için affet. Hiç batmayan, sönmeyen o ebedi canlı güneşimiz için affet.

Ey sevgili Rabbim, sevdir bize sevdiklerini, yerdir bize yerdiklerini. Kalbimi ebediyen aşkınla doldur. Şüphesiz bir ben değilim bu yolun yolcusu. Sana ulaşmak için çabalayan nice diller, nice dualar var. Odalarında sarı ışıkların yandığı evler var. O odalardan yükselen dualar var. Onları da kabul et bu duamın arasında. O kutlu ve mutlu günün adına affet, lütfen dualarımızı kabul et.

Ağaçlardaki çiçekler, güllerin de habercisi. Sultanlar arkadan gelirmiş. Güller ki, baharın sultanıdır. "Baharın salâvatıdır güller." Şimdi gül mevsimi. Gül ki, kokusunu Senden almış Ya Resulallah. Sahabelerin öyle söylüyorlar: "Biz Medine sokaklarından, Hz Peygamberin geçtiğini kokusundan anlardık. Geçtiği her sokak gül kokardı, onun geçtiği yerleri ardından koklardık."

Bir gül mevsiminde doğmuştun. Bahar Seni müjdeliyordu. Bahar ki bir zarftı. Zarfın içindeki mektubu güllerdi. Açıldıkça o mektup yaprak yaprak, kokun saçıldı âleme. Dünyamız, o güzel kokunla süslendi, uyandı, açıldı ya Resulallah. Onun içindir ki, Bediüzzaman kırlara doğru çıkarken bir bahar mevsiminde, bir bahçeden yola uzanan güle yaklaşıp bir buse kondurmuştu. Şimdi ben de öyle yapıyorum. Güllere bir buse konduruyorum. Açılan her bir gül adedince salâvatlar gönderiyorum yaprak yaprak. Her bir ağacın çiçekleriyle gönderdiğim salâvatlar gibi kabul et bunu da.


Annemin bahçesindeki yediveren güllerini de unutmadım. Bir gün elimde bir gülle çıkıvermiştim evden. Komşum rahmetli Süleyman amcaya rastlamıştım. Gülü uzatıp "Koklar mısınız?" demiştim. Saçları gibi kalbi de ak pak olan bu mübarek insan uzun uzun elimdeki güle bakmıştı. Gözlerinde iki damla yaş birikmiş, ağzında bir şeyler mırıldanmıştı. Bundan sonra koklamıştı gülü. "Neler mırıldandınız öyle Süleyman amca?" dediğimde, "Evlâdım, gül Hz Peygamberin remzidir. Onu koklamadan önce salâvat getirmek gerektir. Eskiler böyle yapardı." demişti. O sabah Sana ait bir gerçeği öğrenmek içimi ferahlatmıştı. Senin sevgin insanları ne kadar nazik, ne kadar hassas yapmıştı ya Resulallah. Gül gibi bir ümmetin var. Kokuna bile sevdalı...


Allah'ım yüz yirmi dört bin peygamber göndermişsin, öyle buyuruyor Peygamberimiz. Bunlardan herhangi birinin de ümmeti olabilirdim. Ama beni peygamberlik halkasının en son temsilcisine getirip ümmet eyledin. Sevgiline yoldaş eyledin. Sana şükrümü nasıl ödeyebilirim ki...

Ey ana rahminde bile beni unutmayan Rahim olan Allah'ım. Biliyorsun, Seni layıkıyla sevemiyorum. Sonra da kederler içinde kıvranıyorum. Ne olur Sen sev beni, ne olur...

Seviyorum desem de unutuyorum, gafletlere dalabiliyorum. Ne olur bana yalnızlığımı hissettirme Allah'ım. Yeter şu dünyada çektiğim sahteliklerin her türlüsünden. Sen ki tek gerçeksin ve haksın. Kullarını aldatmayansın. Sözünde duransın. Bana nefsimden de yakınsın. Hiç bir liyakatim olmadığı halde beni kendine bu kadar yakîn ettiğin için Sana sonsuz hamdüsenalar olsun, Habibine ümmet ettiğin için de sonsuz şükürler olsun.


Selim GÜNDÜZALP

_________________


Mecnun birgün mescitte namaz kalan bir adamın önünden geçer..
Adam Mecnuna dönüp..
-Dikkat etsene önümden geçtin.. der.
Mecnun özür dileyerek;
- Ben Leylanın aşkından görmedim, dalmışım..
Peki ya siz huzurunda bulunduğunuzun aşkindan beni nasıl gördünüz..?



http://www.bamtelim.blogcu.com/

www.ensevgiliye.net  ten alınmıştır çok güzel bulduğum için  herkesle paylaşmak istedim

sevgilerimle dostlarım

dostdoğru olan dostlarım

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 19.9.2006 - GÖNÜLLER SEVGİLİSİ

Ey Sevgili


Gelir misin rüyama bir kez göreyim cemalini
Engelliyor günahlarım gül yüzünü görmeyi
Arzum ahirette cennete seninle girmeyi
Ne olur biraz gül bana Resul-ü Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa


Sensiz dünya zilletle boğuluyor
Asr-ı saadet günleri hasretle çekiliyor
Toplumun ahlakı gitgide çöküyor
Ne olur biraz gül bana Habib-i Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa


Geceler karanlık, yokluğunda her saniye
Ay doğmuş, güneş batmış ne çare bu çileme
Tutamazsam elini sırat üzerinde
Ne olur biraz gül bana Nebi-î Kibriya
Ne olur ümmetinden eyle Muhammed Mustafa



Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 25.8.2006 - NE OLUR

NE OLUR MUHAMMEDI’MI OGRETIN COCUKLARA


Yalvariyorum siz baba ve analara
Ne olur peygamberimi ogretin cocuklara
Maneviyat verin icsinler kana kana
Ne olur Muhammed’imi ogretin cocuklara
                     Sorarim,cocugu Allah neden vermis sana
                     Yaratani anlat,Rasulu bildir ona
                     Eller moda ogretir,birakma onlara
                     Ne olur Muhammed’imi ogretin cocuklara
Mahkeme-I Kubra’ da soracaklar ona
Rabbin kim ?Nebin kim ? hadi durma desana
Demeden gidin sorun, ogretmeyen anama
Ne olur Muhammed’imi ogretin cocuklara
                      Ihmal edipte guvenmeyin zamana
                      Eglence,muzik,spor ve de sinema
                      Bundan baskan e ogretir ki onlara
                      Ne olur Peygamberi’imi ogretin cocuklara
Cehalette kuserlerdi , kizi olana
Kumlar ici bulanirdi taze kana
Islamsiz birakip kiymayin imanlarina
Ne olur Muhammed’imi ogretin cocuklara
                    Musluman yavrumuz donerse Hristiyana
                    Ramazandan habersiz ama Noel kutlarsa
                    Utanmazmiyiz sorarim Yaradanin huzurunda
                    Ne olur Peygamberimi sevdirin cocuklara
Eller getirmis kendilerini sana
Imansizlar cikmis haksiz makama
Icim yaniyor gozyaslarima baksana
Ne olur Muhammed’imi ogretin cocuklara
                     Sadece dogumunu bilmek yetmez insanliga
                     Yasanti ve ahlakimiz uymazsa ona
                     Ne cevap vereceksin yapisirsa yakana
                     Ne olur Muhammed’imi ogretin cocuklara
Bilmeden anarsist olup kiyarsa cana
Eline silah,beeline takarsa kama
Gunahi kimindir ki,soyleyin Huda’ma
Ne olur Peygamberimi sevdirin cocuklara
                       Gazeteler sehvet koymus ilk sutununa
                       Televizyon o da zevk koymus ekranina
                       Cevremiz bati kulturu kusar suratimiza
                       Ne olur Muhammed’imi ogretin cocuklara
Buyukler care aramiyorlar ki buna
Islami birakip kapildilar dunyaya
Genclik elden gidiyor Rabbim,sabir ver bana
Ne olur sen bari ogret Peygamberini cocuklara.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 25.8.2006 -

SENİ SEVİYORUZ YÜCE PEYGAMBER

 
Bitmedi bu sevgi ondört asır’dır

Eğer biter ise bize kusurdur

Seni sevmeyenler ebter,kasır’dır

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Bitmedi bu sevgi bitmeyecekte

Ne kadarda sevsek yetmeyecekte

Kuşlarda sevgisiz ötmeyecekte

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Bu sevgiyi çoğu idrak edemez

Sevgisi olmayan yola gidemez

Seni seven başka diyet ödemez

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Allah ile seviyoruz beraber

Ali’yi de seviyoruz.Haber ver

İmam’ımız zuhur etsin bizi gör

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Yüce rabbim sana, Kevser’i verdi

Bütün nimetleri önüne serdi

Sevgidir sadece ümmetin derdi

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Fatıma’ya ne ettiler bilirsin

Zeyneb’i de ziyarete gelirsin

Seni sevmeyeni: Allah kahretsin

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Efendim Hüseyin o çölde susuz

Çocuklar perişan hem de uykusuz

Hüseyinden ilham aldık,korkusuz

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Sevmemek ne demek asl’olan sevgi

Hiç seni sevmenin olur mu dengi

Muhammed’tir asıl sevginin rengi

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Seninle tanıdık sevgi sözünü

Sevgiyle yaratmış, Mevla’m yüzünü

Muhabbet’te senden alır haz’ını

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Alem yaratıldı senin sevgine

Kimseler çıkamaz zaten dengine

Habib’im der Allah beğendiğine

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Mirac’a sevgiyle çıktın elbette

Sevginin zirvesi vardı sohbette

Kur’an da bir ismin senin Ahmed’te

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
İsa’da İncil de nurunu gördü

Oraya bakarak müjdeyi verdi

Rabbim bütün zorlukları giderdi

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Kur’an ın mesajı sevgidir önce

Ağa’mız Kabe’den selam verince

Lebbeyk diyerekten onu sevince

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

 
Sevgileri sende topladı Allah

Seni sevmeyenler kafir’dir vallah

Mehmet’te sevğinle ölür inşallah

Seni seviyoruz Yüce Peyğamber

Mehmet DEMİRER

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24.8.2006 - GÖNLÜMÜN EN GÜZEL GÜLÜNE ........................

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

HERZAMAN DOĞRUYU SÖYLE... NE DEDİĞİNİ HATIRLAMAK ZORUNDA KALMAZSIN.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

Arkadaşlar

maviperi
yunusum
fatima
melissa2
sensizz
cekirge
hurrem
Özkan Özdemir
hakkinrahmeti
sufikalbi
nesrin768
dostlukrehberi
yaseminnce
onlaruyurken
selamunaleykum
vuslatyolculugu
zahara
seraparda
yenibirgun
geceyetebessum
emelsen
silayar
kevserbanu
fuadyusufoglu
neredeyim
iremkizdenkodlar
yagmuradogru
01hediyemin
islambirligi
angel921992
birlahza
alike
hizmetnimettir
kalbinur
eyvahmelikemutfaktaNur Alemi
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:1
Son Sayfa |
Google

Bu sayfada dakika saniye misafirim oldunuz .....

Kuran-i Kerim Dinle

Sure İsmi

Media Player

Sure İsmi

Media Player

Fatiha Suresi

Dinle

Kaf Suresi

Dinle

Bakara Suresi

Dinle

Zariyat Suresi

Dinle

Al-i İmran Suresi

Dinle

Tur Suresi

Dinle

Nisa Suresi

Dinle

Necm Suresi

Dinle

Maide Suresi

Dinle

Kamer Suresi

Dinle

En'am Suresi

Dinle

Rahman Suresi

Dinle

A'raf Suresi

Dinle

Vakıa Suresi

Dinle

Enfal Suresi

Dinle

Hadid Suresi

Dinle

Tevbe Suresi

Dinle

Mücadele Suresi

Dinle

Yunus Suresi

Dinle

Haşr Suresi

Dinle

Hud Suresi

Dinle

Mümtehine Suresi

Dinle

Yusuf Suresi

Dinle

Saff Suresi

Dinle

Ra'd Suresi

Dinle

Cum'a Suresi

Dinle

İbrahim Suresi

Dinle

Munafıkun Suresi

Dinle

Hicr Suresi

Dinle

Teğabun Suresi

Dinle

Nahl Suresi

Dinle

Talak Suresi

Dinle

İsra Suresi

Dinle

Tahrim Suresi

Dinle

Kehf Suresi

Dinle

Mülk Suresi

Dinle

Meryem Suresi

Dinle

Kalem Suresi

Dinle

Taha Suresi

Dinle

Hakka Suresi

Dinle

Enbiya Suresi

Dinle

Mearic Suresi

Dinle

Hacc Suresi

Dinle

Nuh Suresi

Dinle

Mi'minun Suresi

Dinle

Cin Suresi

Dinle

Nur Suresi

Dinle

Müzzemmil Suresi

Dinle

Furkan Suresi

Dinle

Müddessir Suresi

Dinle

Şuara Suresi

Dinle

Kıyamet Suresi

Dinle

Neml Suresi

Dinle

İnsan Suresi

Dinle

Kasas Suresi

Dinle

Murselat Suresi

Dinle

Ankebut Suresi

Dinle

Nebe Suresi

Dinle

Rum Suresi

Dinle

Nazi'at Suresi

Dinle

Lokman Suresi

Dinle

Abese Suresi

Dinle

Secde Suresi

Dinle

Tekvir Suresi

Dinle

Ahzab Suresi

Dinle

İnfitar Suresi

Dinle

Sebe Suresi

Dinle

Mütaffifin Suresi

Dinle

Fatır Suresi

Dinle

İnşikak Suresi

Dinle

Yasin Suresi

Dinle

Buruc Suresi

Dinle

Saffat Suresi

Dinle

Tarık Suresi

Dinle

Sad Suresi

Dinle

A'la Suresi

Dinle

Zümer Suresi

Dinle

Gaşiye Suresi

Dinle

Gafir(Mü'min Suresi)

Dinle

Fecr Suresi

Dinle

Fussilet Suresi

 

Dinle

Beled Suresi

Dinle

Şura Suresi

 

Dinle

Şems Suresi

Dinle

Zuhruf Suresi

Dinle

Leyl Suresi

Dinle

Duhan Suresi

Dinle

Duha Suresi

Dinle

Casiye Suresi

Dinle

İnşirah Suresi

Dinle

Ahkaf Suresi

Dinle

Tin Suresi

Dinle

Muhammed Suresi

Dinle

Alak Suresi

Dinle

Fetih Suresi

Dinle

Kadir Suresi

Dinle

Hucurat Suresi

Dinle

Beyyine Suresi

Dinle

Zilzal Suresi

Dinle

Tekasur Suresi

Dinle

Adiyat Suresi

Dinle

Asr Suresi

Dinle

Karia Suresi

Dinle

Humeze Suresi

Dinle

Fil Suresi

Dinle

Maun Suresi

Dinle

Kureyş Suresi

Dinle

Kevser Suresi

Dinle

Kafirun Suresi

Dinle

Tebbet Suresi

Dinle

Nasr Suresi

Dinle

İhlas Suresi

Dinle

Felak Suresi

Dinle

Nas Suresi

Dinle