"denemeye değer" İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar da yakın olabilmek
İncitmeyecek kadar uzak, üşümeyecek kadar da yakın olabilmek... Eski zamanların dondurucu bir kışından bütün hayvanlar çok etkilenmiş,büyük kayıplar vermişler.Ama en çok kayıp veren kirpilermiş. Çünkü onların pek çok hayvan gibi kalın kürkleri yok, kendilerini sıcak tutması zor olan dikenleri var.Bu durumdan en az zararla kurtulmak için kirpiler meclisi toplanmış,çözüm aramaya başlamışlar. Tartışa tartışa, nihayet gece olunca tüm kirpilerin bir araya toplanmasına, birbirlerine yakın durarak geceyi geçirmelerine karar verilmiş. Böylece kirpiler birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak,aralarındaki hava akımını önleyerek donmaktan kurtulacaklarmış. İlk geceki deneyimlerinde bunun işe yaradığını görmüşler.Ama başka bir problem çıkmış ortaya.Üşüyen kirpiler birbirlerine fazla yaklaştıklarından yaralanmalar gerçekleşmiş. Daha sonraki gece yaralanma korkusundan birbirlerinden uzak durmuşlar ama bu seferde donmalar meydana gelmiş. Ne var ki, her gece kah uzaklaşa kah yakınlaşa, deneye yanıla birbirlerinin vücut sıcaklığından yararlanacak kadar yakın, ancak birbirlerini incitmeyecek kadar uzak durmayı öğrenmişler. KISACA ; Bizim de uzun dikenlerimiz var. Bunlar hayata karşı filtrelerimiz. Bazen faydalı,bazen de zararlı.Çoğu zaman, kimseleri yaklaştırmıyoruz yanımıza. Filtrelerimizden elemeden kimseleri sokmuyoruz özel dünyamıza.Ne var ki, sıcaklık ancak yakınlaşmakla mümkün. Birbirini incitmeyecek kadar uzak, hayatın soğuk zamanlarında üşümeyecek kadar da yakın olmayı öğrenmeliyiz. Aynen kirpiler gibi...
> > > >İNANILMAZ AMA GERÇEK...BİR SOLUKTA OKUYACAKSINIZ...> >> >> >> >> > > >Okulun ilk gününde 5.nci sınıfın önünde dururken, öğretmen çocuklara bir> > > >yalan söyledi. Çoğu öğretmen gibi, öğrencilerine baktı ve hepsini aynı> > > >derecede sevdiğini söyledi. Ancak bu imkansızdı, çünkü ön sırada >oturduğu> > >yerde bir yana kaykılmış ismi Mustafa Yılmaz olan bir erkek >çocuk vardı.> > >Bayan Mediha bir yıl önce Mustafa yı izlemişti ve diğer >çocuklarla iyi> > >oynamadığını, elbiselerinin kirli olduğunu ve sürekli >olarak kirli> > >dolaştığını gözlemişti. İlave olarak Mustafa tatsız >olabiliyordu. Bu öyle> > >bir noktaya geldi ki, bayan Mediha onun >kağıtlarını büyük bir kırmızı> > >kalemle işaretlemekten, kalın çarpılar (x >) yapmaktan ve kağıdın üstüne> > >büyük ? F ? (en düşük derece) koymaktan >zevk alır oldu.> > >> > >> > >> > >Bayan Mediha nın okulunda, her çocuğun >geçmiş kayıtlarını incelemesi> > >gerekiyordu ve Mustafa nın kayıtlarını en >sona bıraktı. Ancak, onun> > >hayatını gözden geçirdiğinde, bir sürpriz ile >karşılaştı.> > >> > >> > >> > >Mustafa nın birinci sınıf öğretmeni şöyle >yazmıştı:> > >> > >> > >> > >Mustafa gülmeye hazır parlak bir çocuk. >Ödevlerini derli toplu ve temiz> > >yapıyor ve çok terbiyeli. Onun etrafta >olması çok ağlenceli?> > >> > >> > >> > >İkinci sınıf öğretmeni şöyle >yazmıştı:> > >> > >> > >> > >?Mustafa mükemmel bir öğrenci, sınıf >arkadaşları tarafından çok > >seviliyor,> > >ama annesinin ölümcül bir >hastalığı olduğu için sıkıntı içinde ve evde ki> > >yaşamı mücadele içinde >geçiyor.?> > >> > >> > >> > >Üçüncü sınıf öğretmeni şöyle yazmıştı:> > >> > > >> > >> > >?Mustafa nın annesinin ölümü onun için çok zor oldu. Mustafa >elinden> > >gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor, ama babası ona ilgi >göstermiyor ve> > >eğer bazı adımlar atılmazsa evde ki yaşamı yakında onu >etkileyecek.?> > >> > >> > >> > >Mustafa nın dördüncü sınıf öğretmeni şöyle >yazmıştı:> > >> > >> > >> > >"Mustafa içine kapanık ve okulda derslere çok >fazla ilgi göstermiyor. Çok> > >fazla arkadaşı yok ve bazen sınıfta >uyuyor.?> > >> > >> > >> > >Bunları okuyunca, Bayan Mediha problemi kavradı >ve kendinden utandı.> > >> > >Öğrencileri ona güzel kurdelelerle ve parlak >kağıtlara sarılmış > >hediyeleri> > >getirdiğinde bile çok kötü >hissediyordu. Mustafa nın hediyesini alıncaya> > >kadar bu böyle devam >etti.> > >> > >> > >> > >Mustafa nın hediyesi bir marketten aldığı kalın, >kahverengi ambalaj > >kağıdı> > >ile beceriksizce sarılmıştı. Bayan Mediha >onu diğer hediyelerin ortasında> > >açmaktan acı duydu. Bayan Mediha >pakette taşlarından bazıları düşmüş > >yapma> > >elmas taşlı bir bilezik ve >çeyreği dolu olan bir parfüm şişesini > >çıkarınca> > >çocuklardan bazıları >gülmeye başladı. Ama o bileziğin ne kadar güzel> > >olduğunu haykırdığında >çocukların gülmesi kesildi. Bileziği taktı ve> > >parfümü bileklerine >sürdü. Mustafa, o gün okuldan sonra öğretmenine şunu> > >söylemek için >kaldı.> > >> > >> > >> > >? Öğretmenim bugün aynı annem gibi >kokuyordunuz.?> > >> > >> > >> > >Çocuklar gittikten sonra, bayan Mediha en >az bir saat ağladı. O günden> > >sonra, okuma, yazma ve aritmetik öğretmeyi >bıraktı.Bunun yerine, > >çocukları> > >eğitmeye başladı. Bayan Mediha, >Mustafa ya özel ilgi gösterdi. Onunla> > >çalışırken, zihni canlanmaya >başlıyor görünüyordu. Onu daha fazla teşvik> > >ettikçe, daha hızlı >karşılık veriyordu. Yılın sonuna kadar Mustafa > >sınıfta> > >ki en zeki >çocuklardan biri oldu ve tüm çocukları aynı derecede sevdiğini> > > >söylemesine rağmen, Mustafa onun gözdelerinden biri idi.> > >> > >> > >> > > >Bir sene sonra, Bayan Mediha kapısının altında Mustafa dan bir not >buldu,> > >ona hala tüm yaşamında sahip olduğu en iyi öğretmen olduğunu >söylüyordu.> > >> > >> > >> > >Altı yıl sonra Mustafa dan bir not daha >aldı. Liseyi bitirdiğini, > >sınıfında> > >üçüncü olduğunu ve onun hala >hayatındaki en iyi öğretmen olduğunu > >yazmıştı.> > >> > >Bundan dört yıl >sonra, bazı zamanlar zor geçmesine rağmen okulda > >kaldığını,> > >sebatla >çalışmaya devam ettiğini ve yakında kolejden en yüksek derece ile> > >mezun >olacağını yazan başka bir mektup aldı. Yine Bayan Mediha nın tüm> > > >yaşamında ki en iyi ve ne favori öğretmen olduğunu yazmıştı. Sonra dört > > >yıl> > >daha geçti ve başka bir mektup geldi. Bu kez fakülte diplomasını >aldıktan> > >sonra, biraz daha ilerlemeye karar verdiğini açıklıyordu. >Mektup onun > >hala> > >karşılaştığı en iyi ve en favori öğretmen olduğunu >açıklıyordu. Ama simdi> > >ismi biraz daha uzundu.> > >> > >> > >> > > >Mektup söyle imzalanmisti,> > >> > >> > >> > >Prof. Dr. Mustafa Yılmaz ( >Tıp Doktoru)> > >> > >> > >> > >Öykü burada bitmiyor. Görüyorsunuz, ortaya >çıkan başka bir mektup var.> > >> > >Mustafa bir kızla tanıştığını ve >onunla evleneceğini söylüyordu. > >Babasının> > >birkaç hafta önce vefat >ettiğini açıklıyordu ve evlenme töreninde Bayan> > >Mediha nın damadın >annesine ayrılan yere oturup oturamayacağını > >soruyordu.> > >> > > >Şüphesiz Bayan Mediha bunu kabul etti. Ve tahmin edin ne oldu ?> > >> > > >> > >> > >Taşları düşmüş olan o bileziği takti. Dahası, Mustafa nın >annesinin> > >süründüğü parfümden sürdü.> > >> > >> > >> > >Birbirlerini >kucakladılar ve Dr. Mustafa, Bayan Mediha nın kulağına > >şöyle> > > >fısıldadı,> > >> > >> > >> > >"Bana inandığınız için teşekkür ederim, >öğretmenim.> > >> > >> > >> > >Bana önemli olduğumu hissettirdiğiniz ve bir >fark meydana > >getirebileceğimi> > >gösterdiğiniz için çok teşekkür >ederim"> > >> > >> > >> > >Bayan Mediha, gözlerinde yaslarla fısıldadı, >söyle dedi,> > >> > >> > >> > >Mustafa, yanlış şeylere sahiptim. Bir fark >meydana getirebileceğimi bana> > >öğreten sensin. Seninle tanışıncaya dek, >nasıl öğreteceğimi > >bilmiyordum".> > >> > >> > >> > >Birinin Hayatında >Bir Fark Oluşturmaya Çalışın.> > >> > >> > >> > >Bunu iletin, birinin >yüreğini ısıtın ,hayatında bir fark oluşturmaya> > >çalışsın.> >>
Sadece Allah'a ayıracak zamanınız varsa okuyun. Şunu söyleyeyim,neredeyse bu maili silecektim fakat sona geldikçe çok etkilendiğimihissettim.Bu maili aldığımda düşündüm ki....Bunun için zamanım yok... Hele de çalışırken.Sonra böyle düşünmenin kesinlikle günümüzde birçok problemin kaynağıolduğunu fark ettim.Biz Allah'ı Cuma günleri mescide sığdırmaya çalışıyoruz...Belki cuma gecesi... ve, nadiren kalkılsa da Sabah namazlarına....Hastalıklarımız, zayıflıklarımızda etrafımızda olsun istiyoruz.... ve,hiç şüphesiz, cenazelerde.Maalesef, O'nun için işte, oyunda yerimiz ve zamanımız yok...Çünkü... işlerimizi kendimiz halledebiliriz düşüncesi hayatımızagirmiş.Allah beni affetsin,O'nun hayatımda ilk sırada olmaması gerektiğini kabul ettiğim yer ve zamanların varlığından dolayı.............Her zaman O'nun bizim için yaptıklarını daima hatırlayacak zamanlarımız olmalı.Bu mesajı idrak ettiyseniz paylaşın!!Evet, ALLAH'ı çok seviyorum.O benim var olma ve kurtulma kaynağım.Beni her gün ayakta tutuyor. Onsuz hiçbirşeyim..Çok basit bir test.Eğer Allah' ı seviyorsanız ve O'nun sizin için gerçekleştirdiğimuhteşem şeylerden utanmıyorsanız....bunu arkadaşlarınıza iletin.Bunun için zamanınız var mı?kolay zora karşı..Gerçekleri söylemek neden bu kadar zor, aynı zamanda yalanları söylemek de bu kadar kolay?Neden namazda uykuluyuz da bitince aniden uyanıveririz?Böyle mesajları paylaşmak varken silmek neden kolayımıza gelir?Karşılıksız alabileceğimiz ne iyi hediye namazımızdır.Hem masrafsız ve ödülleri de muhteşemdir.Ne gariptir, ALLAH'a inandığını söyleyip de şeytanın peşinden gitmek.Ne gariptir, fıkraları çılgınca paylaşırız, mesajlar havalarda uçuşur da iş islamiyetle ilgili bir mesajın iletilmesine geldiğinde iki defa düşünürüz.Bu mesajı gönderirseniz, adres listenizdeki herkese gönderecek misiniz?Yoksa ne tepki vereceğini bilmediğinizden ya da emin olmadığınızdangöndermeyecek misiniz?Allah'ın bizim için ne düşündüğünden çok insanların bizim için ne düşündüğüne önem vermemiz Ne gariptir. ? Bir asker,namaz kılan (en zor şartlarda bile terk etmeyen) diğer askere sordu:_Arkadaş kaçıncı asırda yaşıyoruz ? Niçin kendini zahmete sokup her gün 5defa namaz kılıyorsun.Namaz kılan asker, tam o sırada uzaktan görünen teğmeni gösterdi:-Şu insan; niçin yanından geçerken toplanıyor, selam veriyor vebütün emirlerine itaat ediyorsun. "yat"dese yatıyor, "kalk"dese kalkıyorsun? O da senin gibi iki ayağı, iki eli ve bir başı olan birinsan değil mi?"Diğer asker cevap verdi: "-Evet! O da benim gibi birinsan ama rütbesi var,omuzun da yıldızı var"Namaz kılan askerin cevabı müthişti:"-Ey arkadaş!Sen omuzun da bir tane yıldızı var diyesenin gibi bir insana itaat ediyorsun da ben, yerdeki kumlar adedinceyıldızları olan ve hepsini tespih tanesi gibi kudret eliyle çeviren birzata niçin itaat etmeyeyim? Niçin namaz kılıp emrini yerinegetirmeyeyim?
O MÜSLÜMAN DEGIL MI ? > >Prof.Dr. Saffet Solak anlatiyor : > > Amerika'da master yaptigim yillarda,çalistigim >üniversitenin >yemek >salonu açik büfe seklindeydi.Herkes diledigi yemekten >istedigi kadar >alabiliyordu. yemekhanenin kapisinda *"Take what you >need.Eat what you >take" >(Yiyecegin kadar al, aldigini da ye)* diye yazmakta >idi. > > Bir gün ayni masada yemek yedigimiz Çinli bir >arkadasi,tabaginda >kalan >son pirinç tanesini almaya çalisirken görünce >dayanamadim ;denemek >için >dedim ki : > > "Bir pirinç tanesi için neden bu kadar >ugrasiyorsun?Birak >tabakta >kalsin."Çinli arkadasin verdigi cevap çok >düsündürücüydü: > >"Her Çinli bir pirinç tanesi israf etse,Çin nüfusu ile >çarp >bakalim,kaç ton >pirinç yapar?Biz kalabalik bir ülkeyiz,israf etme >lüksümüz yoktur." >dedi. > > Yine denemek için dedim ki : > >"Su anda Çin'de degil Amerika'dasin. Tabaginda >birakacagin pirinç >tanesi >Çin'i degil,Amerika' yi zarara ugratacaktir". Bu >sözlerim karsisinda >güldü ve >söyle dedi : > > "Yasadigim ülke olan Amerika'yi bu sekilde >zarara ugratmak >onurlu >bir davranis olmaz." > > Çinli arkadasi bu onurlu davranisindan dolayi >tebrik ettim ve >düsüncesini paylastigimi söyledim. Islam dininin bu >konudaki, >*"Yiyiniz >içiniz, fakat israf etmeyiniz. Çünkü Allah israf >edenleri sevmez"* >buyrugunu >açikladim. > >Çok hosuna gitti.Tam o sirada ,Ürdünlü Müslüman bir >arkadas >tabagindaki >yemek artiklarini çöp sepetine bosaltti.Bunu gören >Çinli arkadas >Ürdünlü'yü >göstererek : > > "O Müslüman degil mi? dedi. > > O kadar üzüldüm ki ,ne diyecegimi bilemedim. >*********************************************
Bu yazı bana mail geldi arkadaşlar ve beni de çok üzdü O MÜSLÜMAN DEĞİL Mİ? evet müslümanız elhamdülillah ama ne kadar yaşıyoruz dinimizi ne kadar yerine getiriyoruz acaba hepimiz soralım bi kendimize hatta çoğuna bakarsak kimliklerimizde yazıyor dini islam ama birde yaşantıya bakın bizler de dahiliz buna Allahım affetsin böyle mübarek bir gün islamı bize daha güzel yaşamayı kalbimize ruhumuza bahşetsin gerçek müslüman gibi yaşamayı öğretsin bize müslümanlık islam çok ince bir din iyice araştırmalı sadece namaz ve oruçla bitmiyor dostlar bu konuda konuşacak okadar çok şey var ki hem benim belki de bilgim buna yetmez bilmiyorum ama ..... neyse israf bizim insanlarımızda çok içimizde çok kimse ben israf etmiyorum demesin bu gerçekten böyle v bu yazı biryerlerimizde yer etsin bundan sonra giyim kuşam yemek hertürlü gereksiz israftan kaçınalım
*************************
HAYIRLI KANDİLLER HAYIRLI CUMALAR SELAM VE DUA İLE
Bu hikayede tıpkı diğer hikayeler gibi, tıpkı diğer masallar gibi bir varmış, bir yokmuşla başlıyordu. Kahramanların yaşam çizgilerindeki deneyimler, tecrübeler, yaşantılar bu çizgiye getirmişti onları. Bu çizgi anlatılamayan, tanımlanamayan sadece ve sadece yaşanan AŞK çizgisiydi.
Kimdi bu kahramanlar? Dünyaya geliş amaçları neydi? Yoksa kahramanlarımız birbirleri için yazılmış; çifte kavrulmuş bir badem mi? Çift sarılı bir yumurtamıydılar? Neydiler bilmiyorum ama onlar benim hayatımda tanıdığım en anlamlı çiftti. Kahramanlarımdan gerçek i anlatmalıyım önce size. Gerçek; Biraz Karadeniz, Epeyce vakur, Çokça İstanbul, Güzelliğini anlatmak zor ama gerçek in güzelliği; sözcüklerle sınırlı değil ancak hayalin ufuklarıyla sınırsızdı. Güzelliğinin sınırı yoktu ama onu anlamlandıran ona farkındalık kazandıran bir beyaz ı vardı. Beyaz; Biraz Anadolu, Hoş bir türkü, Epeyce yiğit, Çokça İstanbul, İçinde biriktirdiği özlemi, derin bir iç çekişle dile getiren bir duygu insanıydı. Bir yaz tatiliydi onları buluşturan Bir temmuz akşamıydı karşılaştıran Bir diz zedelenmesiydi beyaz ı Kumburgaz a sürükleyen Belki de tüm sebep ve nedenler tek bir sonuç için vardılar. Adı; Gerçek. İlk göz göze gelmeleriyle birbirlerinden etkilenen, birbirlerinin gözlerinin içinde kendilerini görmek için özlem duyan bir çift yürektiler. İlk göz temasının ardından her şey o kadar hızlı, her şey o kadar çabuk gelişti ki; sanki tüm site gerçek ile beyaz ı bir araya getirmek için seferber olmuştu. Bir türküyü hatırlatıyordu bu seferberlik;
Sen bir yandan, Ben bir yandan, Sar beni, Leylim ley
Nerden bilebilirdi beyaz bu türkünün gerçek in hayattaki türküsü olduğunu. Bir küpe, bir kolye beyaz için, içindeki güzeli süslemenin en dayanılmaz ve en güzel anıydı. Bu an, aşkların artık mektuptan bir cep telefonu mesajına döndüğü 21. yüzyıla bir adımdı.
Ve gerçek beyaz bir aşk ın başlama noktasıydı. Kimse bilmemeliydi, kimse görmemeliydi, kimse hissetmemeliydi bu aşk ı.
Öyle istiyordu gerçek Öyle yaptı beyaz Artık her gece uykusuz geçiyor gün gerçek ile başlıyor, gerçek ile bitiyor. Yani her an, her saniye, her dakika modern dünyanın sahte ilişkilerine inat gerçek oluyordu.
Temmuz geçmiş, Ağustos böcekleri bu aşk a şahit olmuş, Eylül beyaz ın yüreğindeki ihtilali gerçekleştirmiş ve ilk buluşma gerçekleşmişti. Aylardan ekim, günlerden pazardı. Onları buluşturan bir iftar sofrasıydı. Nazar boncuklarıyla süslenmiş özel bir masaydı. Önce İstanbul un yedi tepesini simgeleyen yedi güzel gül Sonra kırk yıl hatırı kalsın diye Türk kahvesi gelmişti, gerçek ile beyaz ın masasına. Gerçek yaşadığı güzel sürprizlerin etkisiyle, hayatın ona sunduğu en güzel sürprize bakıp bu hız başımı döndürüyor beyaz dedi. Modern dünyanın hızlı bir tüketim içinde olduğu, aşkların hızla tükendiği bu çağda; bu aşk başımı döndürüyor. Yılmaz Erdoğan`ın, beyaz ın yüreğindeki sesin yansımasıyla nokta koyalım yazımıza;
Sana bakmak, Bir beyaz kağıda bakmaktır, Her şey olmaya hazır.
Sana bakmak, Bütün rastlantıları reddedip, Bir mucizeyi anlamaktır .
Günlerce, gecelerce hep onu düşünmüştüm.O ise beni sadece bir iş arkadaşı olarak görüyordu.Hatta bir seferinde,kız arkadaşıyla kavga etmiş ve bana cep telefonunu uzatarak, onu aramamı ve ikna etmemi rica etti. Göz yaşlarımı içime akıtarak, kıza telefon açıp barışması için ikna etmeye çalıştım. Sanki tanrı dualarımı duymuştu. Kız hiçbir şekilde barışmaya yanaşmıyordu.Ben üstüme düşeni fazlasıyla yapmıştım.Aradan birkaç hafta geçmişti.Haldun olanları unutup, eski neşesine kavuşmuştu. Bir akşam saat 22:00 sularında cep telefonuma bir mesaj geldi. Mesajın sahibi Haldun'du. Mesaj şöyleydi; "Yarın bana son kez yardım etmeni istiyorum. Hayatımın aşkını buldum. Ne olur benimle evlenmesi için onu ikna et." Bu mesaj beni beynimden vurmuştu.Gün ışıyana kadar yanağımdan süzülen yaşlar, yastığımda acı ve unutulması mümkün olmayan bir iz bırakmıştı. İşe giderken ayaklarım beni geri geri götürüyor, yol bitmesin diye sürekli dua ediyordum. Hayatımda ilk ve son kez aşık olmuştum ve bu aşkı ben kendi ellerimle yok edecektim. Mesaime yarım saat geç gittim. İçeri girer girmez Haldun, bu günün hayatındaki en mutlu gün olduğunu ispatlar gibi neşeli ve bir çocuk gibi heyecanlı yanıma geldi. Ben ise yenilgiyi çoktan kabullenmiştim. Ama sevdiğimin mutluluğu beni teselli ediyordu. Haldun, "iyi günler" dedikten sonra hemen konuya girdi; "Yeşim, senin hakkını nasıl ödeyeceğim bilmiyorum. Ama inan çok yüce bir olaya vesile oluyorsun." Elindeki telefon numarasını bana uzattı. Bu numarayı arayıp, karşı tarafa; "Haldun seni hayatını paylaşacak kadar çok seviyor. Lütfen onu kırma ve evlilik teklifini kabul et. İnan seni şimdiye kadar kimseyi sevmediği kadar çok seviyor" dememi istedi. Sonra da masama; "Bu emeğinin karşılığı değil ama" diyerek küçük bir hediye paketi bıraktı. Masamdaki iş telefonunu alıp elimdeki telefon numarasını çevirmeye başladığımda, Haldun parmaklarımdaki titremeyi görecek diye çok endişelendim. Telefon çalmaya başlamıştı. Birden masamdaki kutudan love story müziğini duydum. Telefon halen kulağımdaydı. Bir yandan da kutuyu açmaya çalışıyordum. Kutuyu açtığımda bir cep telefonu gördüm. Telefonu aldım ve açtım. Haldun bir hamle ile masamdaki iş telefonunu kulağımdan aldı. Ben ise gayri ihtiyari cep telefonunu kulağıma götürmüştüm. Haldun, şimdiye kadar duymayı her şeyden çok istediğim, bir kerecik duyduğumda ölmeyi bile kabul edeceğim o cümleleri söylemeye başladı. Ben ise göz yaşlarımı tutamadım ve boynuna sarıldım.