GÖNLÜMÜN GÜLÜNE SALAT VE SELAM OLSUN...

• 30.11.2008 - EZANLA NAMAZ ARASI

Kategori: bilgi

Torunu, pamuk gibi bembeyaz sakallı,nur yüzlü dedesine merakla soruyor :

"Dedeciğim! Bir insanın ömrü ne kadar olur?" Dede tatlı bir
gülücükle:

"Ezanla namaz arası kadar yavrucuğum." deyince torun:

"Nasıl yani, ömür bu kadar kısa mı?" der. Dede:

"Evet yavrum. ömür, namazsız ezanla, ezansız namaz arası
kadardır." diye cevap verir. Torun yeniden sorar:

"Namazsız ezan ve ezansız namaz sözlerinden ne kastettiğini
anlamadım dedeciğim. Bu ne
demek açıklar mısın?" Dede şefkatle ellerinden tuttuğu
torununa:

"Bak yavrum, geçenlerde komşumuzun çocuğu doğdu. çocuğun
kulağına ezan okundu değil mi? işte o
ezanın namazı kılındı mı? Kılınmadı.
O ezan "Namazsız ezan"dı. insan öldüğü zaman kılınan cenaze
namazının
da ezanı yoktur. O da "Ezansız namaz"dır. Aslında o namazın
ezanı
insan doğunca okunmuştu kulağına.



"Bak ey insan! Doğdun, ama öleceksin, ömür çabuk biter,
hayatını iyi
değerlendir. Boşa vakit harcama!" ikazını yapıyordu o ezan.
İşte yavrum
EZANLA NAMAZ ARASI KADARDIR. Sakın boşa
geçirme. ömrünü dolu dolu yaşa, bir nefes bile boşluk bırakma!"



--
Öyle bir hayat yaşıyorum ki, Cenneti de gördüm, cehennemi de. Bazıları seyrederken hayatı en önden, Kendime bir sahne buldum oynadım. Öyle bir rol vermişler ki Okudum, okudum, anlamadım. Kendi kendime konuştum bazen evimde. Hem kızdım hem güldüm halime. Sonra dedim ki "söz ver kendine." Denizleri seviyorsan, dalgaları da seveceksin. Sevilmek istiyorsan, önce sevmeyi bileceksin Uçmayı seviyorsan, düşmeyi de bileceksin Korkarak yaşıyorsan, yalnızca hayatı seyredersin Öyle bir hayat yaşadım ki, son yolculukları erken tanıdım. Öyle çok değerliymiş ki zaman Hep acele etmem bundan, anladım…
İşte gördük seni dünya, ne gerçeksin ne de rüya, bir resim çizilmiş suya, sahte ışık sahte boya...


Biz Bu Vatanı Üç kuruşa Peşkeş Çekecek Bir Neslin Evlatları Değiliz
Biz Odasında Kuranı Kerim Var Diye Saygısından Uyuyamayan Osman Gazilerin
Mısır Seferinde Çölü Atına Binmeyipte Önümde Muhammed Mustafa (S.A.V.) Yürürken Ben Ata Nasıl Binerim Diyen Yavuz Selimlerin
Hocasına Saygısından Önünde Ezilip Büzülen Fatihlerin
İhanetle Suçlanıp Sürgün Edilen Fakat Yanında Bir Tek Hazine Malı Götürmeyen
Ve Öldüğünde Cenazesine Borçlarından Haciz Konulan Sultan Vahdettinin Evlatlarıyız
Yakışmaz Bize Vatan Giderken Bayrak İnerken Ezan Susarken Yaşamak Ey İnsan Titre Ve Kendine Gel!!!

Kucak Dolusu sevgiler......

alıntıdır.

İYİ PAZARLAR
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 5.6.2008 - zemzem suyu

Kategori: bilgi

1-) Avrupa`da labaratuarlarda yapilan arastirmaya gore Zemzem suyu
diger sulara gore cok daha az kukurt tasimaktadir.

2-) Yine ayni arastirmaya gore diger sulara gore cok daha besleyicidir ve cok daha fazla mineral barindirmaktadir.

3-) Kaynagi henuz bulunamamistir. Nereden geldigi su anki teknolojiye
gore bile bilinemiyor.Yakinlarinda hicbir kuyu yok ve denize de 80 km uzaklikta. Bu sartlarda suyunu denizden veya baska bir kuyudan almasi imkansiz. Nasil oluyor da yillardir suyu bitmiyor, bunu kimse bilmiyor.

4-) Açlığını gidermek için içen kişinin açlığını, susuzluğunu
gidermek için içenin susuzluğunu giderir.

5-) Sadece 1,5 metre derinligindeki ufacik bir kuyudan çikan su, hac mevsimi boyunca milyonlarca hacinin tum su ihtiyacini karsilamaktadir ve hicbir zaman ne azalma ne de kuruma gostermemektedir.

6-) Dunya Saglik Orgutu (WHO)`nun raporlarina gore Dunya`daki en
icilebilir ve saglikli sulardan biri.

7-) Amerika`da yapilan test sonuclarina gore Dunya`da icinde
mikroorganizma ve bakteri bulundurmayan TEK su zemzem suyu.

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 27.11.2007 - AZİZ MAHMUT HÜDAİ HZ.(RA) ve ÜFTADE HAZRETLERİ

Kategori: bilgi

******************

Sivrihisar o yılların kültür merkezlerinden biridir. Yeni nesiller sağlam bir tedrisattan geçirilir. Ancak içlerinden biri dikkat çeker. Bu çocuk okuduğunu hafızasına nakşeder ve akıllara durgunluk veren bir seziş kabiliyeti vardır. Hocaları Oğlum Mahmud! derler,Senin önün açık, hiç buralarda durma, doğru İstanbula!

Mahmud çeker çarığını, Dersaadete koşar. Zamanın gözde medreselerinden Ayasofyanın kapısını çalar. Osmanlıda istidadı olanların önü açıktır. Nitekim İmparatorluğun âlimleri bu pırlantayı keşfeder, hususi bir eğitimden geçirirler. Hele müderris Nasırzade hususi bir ihtimam gösterir ona.

Genç Mahmud, Edirnede, Şamda, Kahirede kalır, çok alim tanır. Eşi zor bulunan sohbetlere katılır. Nitekim Ferhadiye Medresesine müderris atanır. Derken genç yaşta kadı olur Bursaya.

GARİP DAVA
Üftade Hazretlerinin dergâhına devam eden bir garip vardır. Bunu öyle bir Haremeyn hasreti sarar ki sormayın. İşini gücü bırakır, hacı uğurlar, hacı karşılar. Onlara sarılır, koklar, ayaklarının tozuna sürer yüzünü. Bir tek hurmayı, bir yudum zemzemi saklar yıllarca. Söz Mükerrem Mekke ya da Münevver Medineden açılmaya görsün, aha şuracığını bir ılıklık basar, gözleri dolar.

Ama paranın gözü körolsun. Meret bir türlü denkleşmez ki. İşte o yıl da hacılar denklerini hazırlar, yola çıkarlar. Garibin hayvanı yoktur, uzun süre peşlerinden koşar, ancak ilk molada böyle olamayacağını anlar, döner geri. Yemeyi içmeyi unutur, uykuyu dağıtır. O Hicaz sevdası ile yanıp tutuşadursun arefe gelir çatar. Milletin bayram neşesiyle sağa sola koşturdukları demlerde iyiden iyiye mahzunlaşır.

OLUR MU OLUR
Üftade Hazretleri onu bir kuytuda hıçkırırken görür. Sen Eskici Mehmed Dedeyi bul der, selâmımı söyle, seni hacca götürsün!

Garip adam Öyle şey olur mu? demez. Eğer Üftade Hazretleri diyorsa olur, mutlaka olur. Zerre kadar acabası yoktur. Sevinçle Mehmed Dedeyi bulur. Büyük veli, garip aşığın elinden tutar ve göz açıp kapayıncaya kadar Arafata uçarlar.

Orada hemşehrilerini bulurlar. Birlikte konaklar, birlikte otururlar. Hatta emanet alır, emanet bırakırlar. Sonra geldikleri gibi dönerler geri. Karısı adama inanmaz. O, üç günün hesabını sorar. Hatta işi büyütür, kadıya çıkar. Bu yalancıyla yaşamak istemiyorum! der. Yok efendim hacca gitmiş de, tavaf etmiş de, zemzem içmiş de... Bir sürü maval işte!

Kadı Mahmud önce adamcağızı, sonra Eskici Mehmed Dedeyi dinler. İkisi de üç aşağı, beş yukarı aynı şeyleri söylerler. Bir anda şeytanı iklim iklim dolaştıran Allah, sevdiklerini de gezdirmeye kaadirdir!

TEKKEYE GELEN KADI
Nihayet Bursalı hacılar döner, hadiseyi doğrularlar. Kadı Mahmud bir hoş olur. Makam, mertebe gülünç gelir gözüne. O saatte gemileri yakar, niyetlenir dervişliğe. Önce Eskici Mehmed Dedenin kapısını çalar. Ama mübarek senin nasibin bizden değil! der, Üftade hazretlerine gitsen gerek!

Kadı Mahmud adamlarına tiz atım hazırlansın!der, kurulur eyere. Üftade Hazretlerinin dergâhına yaklaştığı sırada atının ayakları kayalara saplanır. Gelgelelim, henüz yaşadıklarını muhakeme edecek halde değildir. Atı bırakır, yürür kapıya. Karşısına ilk çıkana Ben! der, Bursa kadısıyım. Geldiğimi söyleyin, Şeyh Üftadeyi göreceğim! Kapıdaki yaşlı derviş önce acı acı güler, sonra Üftade benim evladım! der, Ama bu kapı yokluk kapısıdır, eğer malını, mülkünü, itibarını, rütbeni silemeyeceksen var git işine. Kadı Mahmut mahçup ve pişmandır. Üftade Hazretleri kadife gibi yumuşak bir sesle devam eder: Bak yavrum bu yol çilelidir, görmüyor musun atın bile döndü geriye!

ZOR İMTİHAN
Bunlar ne mânâlı sözler, bu ne içe işleyici sestir. İşte o an tevhid denizine yelken açar, sıyrılır yalan dünyanın girdaplarından. Bu huzur hiç bitmese der. Ama şimdi çetin imtihanlar bekler onu.

Koca Kadı, denilen herşeyi yapar, mesela sırmalı kaftanıyla mahalle mahalle dolaşır ciğer satar. Peşinde yalınayak veledler, arsız kediler.

Alay edenler, fıkır fıkır gülenler. Eski memurları deli mi ne? derler. Ama o direndikçe üstüne yürür, nefsinin burnunu sürter yerlere.

İşte helâları temizlediği günlerden birinde avluyu bir davul sesi doldurur, sonra tellâlın gür sesi duyulur. Bursaya atanan yeni kadıyı ilan ederler. Bir şaşaa, bir depdebe, bir gulgule...

Alçak nefis diklenmek ister. Sen sürün bakalım der, Elin oğlu bıraktığın makama oturdu bile! Ama o vesvelere güler geçer, Boşversene! der, Sen buna lâyıksın. Hatta buna bile lâyık değilsin ama...

İşte, tam o an ufuklar görünür, gökler duvak duvak açılır. Kalbine anlatılmaz bir huzur ve sürur dolar. Üftade hazretleri develer yükü kitabın veremeyeceğini bir bakışıyla talebesinin kalbine nakşeder. Artık bulutların üstünü, yerin altını görür, zikreden zerreleri işitir. İşte bu yüzden çimlere basamaz, çiçekleri koparamaz.

Ve Sivrihisarlı Kadı Mahmud, Aziz Mahmud Hüdayi olur. Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri, hocasına çok hizmet eder, ömrünün son demlerinde yanında olur, duasını alır. Üftade Hazretleri öylesine hoşnut olurlar ki anlatılamaz. Hatta açar ellerini Allah ne muradın varsa versin der, Padişahlar ardınca yürüsün e mi?

Hocamın duası yerine gelsin
Bir gün Sultan Ahmed Han yolda Hüdayi Hazretlerine rastlar, derhal atından inip eyeri gösterir. Efendim buyurmaz mısınız?Talebeleri Hüdayi Hazretleri gibi mütevazı bir velinin bu teklifi reddedeceğini sanır. Ancak Hudayi Hazretleri hayvana biner, Koca Padişahı ardından yürütür. Ama birkaç adım ya gider, ya gitmez iner.

Bunu sırf hocamın duası yerine gelsin diye yaptım der,Yoksa Padişahımın atına binmek ne haddime!


Hüdayi Hazretleri hocasının vefatı üzerine Hoca Saadettinin tavsiyelerine uyar, İstanbula yerleşir. Küçük Ayasofya tekkesinde talebe okutur. Sonra Fatih Medreselerinde fıkh, hadis, tefsir dersleri verir. Ama onun gönlünde sevenleri ile başbaşa olacağı bir tekke yatar. Üsküdarda bir arazi alır ve gönlüne göre bir dergâh kurar. İstanbullular akın akın sohbetine koşar, himmetine kavuşurlar. Gel zaman, git zaman namı ötelere yayılır. Tam dört sultan (III. Murat, III. Mehmed, II. Osman ve IV. Murat Han) eşiğine gelir, diz çökerler yanıbaşına. Mübarek, o güçlü feraseti ile onlara gölge olur. Kâh tedbir gösterir, kâh hedef çizer. Ferhat Paşa ile birlikte İran seferine katılır, askeri zafere inandırır.

Gün gelir Hüdayi dergâhı Hakk aşıklarına yetmez olur. Mübarek derslerini Sultanahmed Camiine taşır. Ancak koca cami dahi dar gelir. I. Ahmed Han bir gece çok sıkınılıdır. Ruyasında Avusturya kralı ile güreşir, lâkin sırt üstü yere düşer. Görünüşte kabus gibi bir şeydir. Büyük bir telâşla rüyasını yazar ve Hüdayi dergahına yollar. Ancak Aziz Mahmud Hazretleri ulağı kapıda karşılar pusulayı okumadan cevabi mektubu sıkıştırır eline. Onun tabirine göre toprak kuvvet demektir. Sırtının yere değmesi arkalarında ki himmete işarettir. Hulasa zafer bizimdir. Nitekim zaman büyük veliyi haklı çıkarır. Osmanlı muzaffer olur.

ALTIN MI İSTİYORSUN, AL!
Aziz Mahmud Hazretlerine hanım olmak kolay değildir. Zira mübarek elindekini avucundakini dağıtır ve fukara gibi yaşar. Kadıncağız hamiledir ama karnını bile doyuramaz. Ev rutubetli ve soğuktur, dahası ne yemek yağı vardır, ne kandilin yağı. Bir gün kadının gırtlağına gelir. Yetti gayri! der, sen tut Bursa Kadılığı gibi bir makamı bırak, malını mülkünü ona, buna dağıt. Sonra köleler gibi sürün. Bebeğimizi saracak çaputumuz bile yok. Yaptığın iş mi yani? Aziz Mahmud Hüdayi sesini çıkarmaz, sadece mânâlı mânâlı güler. İşte tam o sıra kapı çalınır. Sarayağaları altın dolu torbaları eşiğe bırakırlar. Sultanımız Efendimiz, ellerinizden öpüyorlar derler, Hadiseler aynen tabirinizdeki gibi gelişti. Lütfen, bunları kabul edin, sevindirin bizi! Hanımı mahçup ve pişmandır. Eh, o altınlar da geldiği gibi gider tabii, anında bulur yerini. Üsküdar garibi bol semttir, fukara bol bol sebeblenir.

DALGALAR KUBBE KUBBE
Sultanahmet Camiinin açılacağı gün cuma hutbesini okuma şerefi Aziz Mahmut Hüdayi Hazretlerine verilir. Ancak o gün deniz kabına sığmaz, rüzgar kamçı kamçı dolanır. Dalgalar kubbe kubbe gelir, sahili döverler. Sular zeminde patlarlar gülle gibi. Ama Hüdayi Hazretleri fırtınaya aldırmaz, Sarayburnuna doğru açılırlar. Teknenin geçtiği yerde derya sütliman olur. Talebeleri ardısıra ilerler, adeta tünelden geçerler.

İşte bu ehline aşikar yol zaman zaman sandalcılar tarafından kullanılır. Hoş, Üsküdarlı kayıkçıların tamamı ona intisaplıdır. Netameli havalarda Ya Rabbi şeyhimin hatırınader, sığınırlar Hüdayi yoluna. Sözkonusu geçit daima sakin, daima emindir.

İŞTE KERAMET
Hüdayi Hazretleri bir gün saraydadır. Feyzli bir sohbetin ardından namaz vakti girer. Mübarek taze bir abdest almaya niyetlenirler. Sultan Ahmet koşar ibrik getirir. Şehzadeler seccadeleri sererler. Valide Sultan kafes arkasında peşkir hazırlar. Kadıncağız kalbinden Ah der, Ah mübareğin bir kerametini göreydim. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine malum olur. Hayret! buyururlar, Bazıları hâlâ keramet görmek istiyor. Koca Halife-i rûy-i zemin bizim gibi bir garibe ibrik tutsunlar, muhterem anneleri peşkir hazırlasınlar. Bundan âlâ keramet mi olur.

ÖLECEKLERİNİ BİLSİNLER
Birgün padişah, Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinden dua ister. Mübarek ellerini açar Ya Rabbi bizi sevenler, denizde boğulmasınlar, yaşlılıklarında muhtaç olmasınlar, imanlarını kurtararak ölsünler ve öleceklerini bilsinler! diye dua eder.

AhmSivrihisar o yılların kültür merkezlerinden biridir. Yeni nesiller sağlam bir tedrisattan geçirilir. Ancak içlerinden biri dikkat çeker. Bu çocuk okuduğunu hafızasına nakşeder ve akıllara durgunluk veren bir seziş kabiliyeti vardır. Hocaları Oğlum Mahmud! derler,Senin önün açık, hiç buralarda durma, doğru İstanbula!

Mahmud çeker çarığını, Dersaadete koşar. Zamanın gözde medreselerinden Ayasofyanın kapısını çalar. Osmanlıda istidadı olanların önü açıktır. Nitekim İmparatorluğun âlimleri bu pırlantayı keşfeder, hususi bir eğitimden geçirirler. Hele müderris Nasırzade hususi bir ihtimam gösterir ona.

Genç Mahmud, Edirnede, Şamda, Kahirede kalır, çok alim tanır. Eşi zor bulunan sohbetlere katılır. Nitekim Ferhadiye Medresesine müderris atanır. Derken genç yaşta kadı olur Bursaya.

GARİP DAVA
Üftade Hazretlerinin dergâhına devam eden bir garip vardır. Bunu öyle bir Haremeyn hasreti sarar ki sormayın. İşini gücü bırakır, hacı uğurlar, hacı karşılar. Onlara sarılır, koklar, ayaklarının tozuna sürer yüzünü. Bir tek hurmayı, bir yudum zemzemi saklar yıllarca. Söz Mükerrem Mekke ya da Münevver Medineden açılmaya görsün, aha şuracığını bir ılıklık basar, gözleri dolar.

Ama paranın gözü körolsun. Meret bir türlü denkleşmez ki. İşte o yıl da hacılar denklerini hazırlar, yola çıkarlar. Garibin hayvanı yoktur, uzun süre peşlerinden koşar, ancak ilk molada böyle olamayacağını anlar, döner geri. Yemeyi içmeyi unutur, uykuyu dağıtır. O Hicaz sevdası ile yanıp tutuşadursun arefe gelir çatar. Milletin bayram neşesiyle sağa sola koşturdukları demlerde iyiden iyiye mahzunlaşır.

OLUR MU OLUR
Üftade Hazretleri onu bir kuytuda hıçkırırken görür. Sen Eskici Mehmed Dedeyi bul der, selâmımı söyle, seni hacca götürsün!

Garip adam Öyle şey olur mu? demez. Eğer Üftade Hazretleri diyorsa olur, mutlaka olur. Zerre kadar acabası yoktur. Sevinçle Mehmed Dedeyi bulur. Büyük veli, garip aşığın elinden tutar ve göz açıp kapayıncaya kadar Arafata uçarlar.

Orada hemşehrilerini bulurlar. Birlikte konaklar, birlikte otururlar. Hatta emanet alır, emanet bırakırlar. Sonra geldikleri gibi dönerler geri. Karısı adama inanmaz. O, üç günün hesabını sorar. Hatta işi büyütür, kadıya çıkar. Bu yalancıyla yaşamak istemiyorum! der. Yok efendim hacca gitmiş de, tavaf etmiş de, zemzem içmiş de... Bir sürü maval işte!

Kadı Mahmud önce adamcağızı, sonra Eskici Mehmed Dedeyi dinler. İkisi de üç aşağı, beş yukarı aynı şeyleri söylerler. Bir anda şeytanı iklim iklim dolaştıran Allah, sevdiklerini de gezdirmeye kaadirdir!

TEKKEYE GELEN KADI
Nihayet Bursalı hacılar döner, hadiseyi doğrularlar. Kadı Mahmud bir hoş olur. Makam, mertebe gülünç gelir gözüne. O saatte gemileri yakar, niyetlenir dervişliğe. Önce Eskici Mehmed Dedenin kapısını çalar. Ama mübarek senin nasibin bizden değil! der, Üftade hazretlerine gitsen gerek!

Kadı Mahmud adamlarına tiz atım hazırlansın!der, kurulur eyere. Üftade Hazretlerinin dergâhına yaklaştığı sırada atının ayakları kayalara saplanır. Gelgelelim, henüz yaşadıklarını muhakeme edecek halde değildir. Atı bırakır, yürür kapıya. Karşısına ilk çıkana Ben! der, Bursa kadısıyım. Geldiğimi söyleyin, Şeyh Üftadeyi göreceğim! Kapıdaki yaşlı derviş önce acı acı güler, sonra Üftade benim evladım! der, Ama bu kapı yokluk kapısıdır, eğer malını, mülkünü, itibarını, rütbeni silemeyeceksen var git işine. Kadı Mahmut mahçup ve pişmandır. Üftade Hazretleri kadife gibi yumuşak bir sesle devam eder: Bak yavrum bu yol çilelidir, görmüyor musun atın bile döndü geriye!

ZOR İMTİHAN
Bunlar ne mânâlı sözler, bu ne içe işleyici sestir. İşte o an tevhid denizine yelken açar, sıyrılır yalan dünyanın girdaplarından. Bu huzur hiç bitmese der. Ama şimdi çetin imtihanlar bekler onu.

Koca Kadı, denilen herşeyi yapar, mesela sırmalı kaftanıyla mahalle mahalle dolaşır ciğer satar. Peşinde yalınayak veledler, arsız kediler.

Alay edenler, fıkır fıkır gülenler. Eski memurları deli mi ne? derler. Ama o direndikçe üstüne yürür, nefsinin burnunu sürter yerlere.

İşte helâları temizlediği günlerden birinde avluyu bir davul sesi doldurur, sonra tellâlın gür sesi duyulur. Bursaya atanan yeni kadıyı ilan ederler. Bir şaşaa, bir depdebe, bir gulgule...

Alçak nefis diklenmek ister. Sen sürün bakalım der, Elin oğlu bıraktığın makama oturdu bile! Ama o vesvelere güler geçer, Boşversene! der, Sen buna lâyıksın. Hatta buna bile lâyık değilsin ama...

İşte, tam o an ufuklar görünür, gökler duvak duvak açılır. Kalbine anlatılmaz bir huzur ve sürur dolar. Üftade hazretleri develer yükü kitabın veremeyeceğini bir bakışıyla talebesinin kalbine nakşeder. Artık bulutların üstünü, yerin altını görür, zikreden zerreleri işitir. İşte bu yüzden çimlere basamaz, çiçekleri koparamaz.

Ve Sivrihisarlı Kadı Mahmud, Aziz Mahmud Hüdayi olur. Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri, hocasına çok hizmet eder, ömrünün son demlerinde yanında olur, duasını alır. Üftade Hazretleri öylesine hoşnut olurlar ki anlatılamaz. Hatta açar ellerini Allah ne muradın varsa versin der, Padişahlar ardınca yürüsün e mi?

Hocamın duası yerine gelsin
Bir gün Sultan Ahmed Han yolda Hüdayi Hazretlerine rastlar, derhal atından inip eyeri gösterir. Efendim buyurmaz mısınız?Talebeleri Hüdayi Hazretleri gibi mütevazı bir velinin bu teklifi reddedeceğini sanır. Ancak Hudayi Hazretleri hayvana biner, Koca Padişahı ardından yürütür. Ama birkaç adım ya gider, ya gitmez iner.

Bunu sırf hocamın duası yerine gelsin diye yaptım der,Yoksa Padişahımın atına binmek ne haddime!


Hüdayi Hazretleri hocasının vefatı üzerine Hoca Saadettinin tavsiyelerine uyar, İstanbula yerleşir. Küçük Ayasofya tekkesinde talebe okutur. Sonra Fatih Medreselerinde fıkh, hadis, tefsir dersleri verir. Ama onun gönlünde sevenleri ile başbaşa olacağı bir tekke yatar. Üsküdarda bir arazi alır ve gönlüne göre bir dergâh kurar. İstanbullular akın akın sohbetine koşar, himmetine kavuşurlar. Gel zaman, git zaman namı ötelere yayılır. Tam dört sultan (III. Murat, III. Mehmed, II. Osman ve IV. Murat Han) eşiğine gelir, diz çökerler yanıbaşına. Mübarek, o güçlü feraseti ile onlara gölge olur. Kâh tedbir gösterir, kâh hedef çizer. Ferhat Paşa ile birlikte İran seferine katılır, askeri zafere inandırır.

Gün gelir Hüdayi dergâhı Hakk aşıklarına yetmez olur. Mübarek derslerini Sultanahmed Camiine taşır. Ancak koca cami dahi dar gelir. I. Ahmed Han bir gece çok sıkınılıdır. Ruyasında Avusturya kralı ile güreşir, lâkin sırt üstü yere düşer. Görünüşte kabus gibi bir şeydir. Büyük bir telâşla rüyasını yazar ve Hüdayi dergahına yollar. Ancak Aziz Mahmud Hazretleri ulağı kapıda karşılar pusulayı okumadan cevabi mektubu sıkıştırır eline. Onun tabirine göre toprak kuvvet demektir. Sırtının yere değmesi arkalarında ki himmete işarettir. Hulasa zafer bizimdir. Nitekim zaman büyük veliyi haklı çıkarır. Osmanlı muzaffer olur.

ALTIN MI İSTİYORSUN, AL!
Aziz Mahmud Hazretlerine hanım olmak kolay değildir. Zira mübarek elindekini avucundakini dağıtır ve fukara gibi yaşar. Kadıncağız hamiledir ama karnını bile doyuramaz. Ev rutubetli ve soğuktur, dahası ne yemek yağı vardır, ne kandilin yağı. Bir gün kadının gırtlağına gelir. Yetti gayri! der, sen tut Bursa Kadılığı gibi bir makamı bırak, malını mülkünü ona, buna dağıt. Sonra köleler gibi sürün. Bebeğimizi saracak çaputumuz bile yok. Yaptığın iş mi yani? Aziz Mahmud Hüdayi sesini çıkarmaz, sadece mânâlı mânâlı güler. İşte tam o sıra kapı çalınır. Sarayağaları altın dolu torbaları eşiğe bırakırlar. Sultanımız Efendimiz, ellerinizden öpüyorlar derler, Hadiseler aynen tabirinizdeki gibi gelişti. Lütfen, bunları kabul edin, sevindirin bizi! Hanımı mahçup ve pişmandır. Eh, o altınlar da geldiği gibi gider tabii, anında bulur yerini. Üsküdar garibi bol semttir, fukara bol bol sebeblenir.

DALGALAR KUBBE KUBBE
Sultanahmet Camiinin açılacağı gün cuma hutbesini okuma şerefi Aziz Mahmut Hüdayi Hazretlerine verilir. Ancak o gün deniz kabına sığmaz, rüzgar kamçı kamçı dolanır. Dalgalar kubbe kubbe gelir, sahili döverler. Sular zeminde patlarlar gülle gibi. Ama Hüdayi Hazretleri fırtınaya aldırmaz, Sarayburnuna doğru açılırlar. Teknenin geçtiği yerde derya sütliman olur. Talebeleri ardısıra ilerler, adeta tünelden geçerler.

İşte bu ehline aşikar yol zaman zaman sandalcılar tarafından kullanılır. Hoş, Üsküdarlı kayıkçıların tamamı ona intisaplıdır. Netameli havalarda Ya Rabbi şeyhimin hatırınader, sığınırlar Hüdayi yoluna. Sözkonusu geçit daima sakin, daima emindir.

İŞTE KERAMET
Hüdayi Hazretleri bir gün saraydadır. Feyzli bir sohbetin ardından namaz vakti girer. Mübarek taze bir abdest almaya niyetlenirler. Sultan Ahmet koşar ibrik getirir. Şehzadeler seccadeleri sererler. Valide Sultan kafes arkasında peşkir hazırlar. Kadıncağız kalbinden Ah der, Ah mübareğin bir kerametini göreydim. Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerine malum olur. Hayret! buyururlar, Bazıları hâlâ keramet görmek istiyor. Koca Halife-i rûy-i zemin bizim gibi bir garibe ibrik tutsunlar, muhterem anneleri peşkir hazırlasınlar. Bundan âlâ keramet mi olur.

ÖLECEKLERİNİ BİLSİNLER
Birgün padişah, Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinden dua ister. Mübarek ellerini açar Ya Rabbi bizi sevenler, denizde boğulmasınlar, yaşlılıklarında muhtaç olmasınlar, imanlarını kurtararak ölsünler ve öleceklerini bilsinler! diye dua eder.

Ahmed Han, ömrünün son günlerinde meçhul kimselere selam vermeye başlar.Neler oluyor? diye soranlara, Hayret! der, Görmüyor musunuz? Sahabenin büyükleri ve Hülefa-i Raşidin yanımızdalar. Bana hazırlan diyorlar. Yarın Efendimize gidecekmişiz.

Mübârek nice hazırlanır, onu bilemiyoruz. Ama bildiğimiz o ki ertesi gün kavuşur özlediklerine.

Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri Üsküdar'da kendi adını taşıyan dergâhın bahçesinde medfundur.

(alıntı)

Şefaatine naiL oLmayı nasip etsin Allah bize ...

seLametLe
ed Han, ömrünün son günlerinde meçhul kimselere selam vermeye başlar.Neler oluyor? diye soranlara, Hayret! der, Görmüyor musunuz? Sahabenin büyükleri ve Hülefa-i Raşidin yanımızdalar. Bana hazırlan diyorlar. Yarın Efendimize gidecekmişiz.

Mübârek nice hazırlanır, onu bilemiyoruz. Ama bildiğimiz o ki ertesi gün kavuşur özlediklerine.

Aziz Mahmud Hüdayi hazretleri Üsküdar'da kendi adını taşıyan dergâhın bahçesinde medfundur.

(alıntı)

Şefaatine naiL oLmayı nasip etsin Allah bize ...

seLametLe

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 8.10.2007 - KANDİL'E ÖZEL. HAYIRLI KANDİLLER

Kategori: bilgi

KADR SÛRESİ

"İnnâ enzelnâhu fi leyleti'l-kadri vemâ edrake mâ leyleü'l-kadri leyletü'l-kadri hayrun min elfi şehrin tenezzelü'l-melâiketü ve'r-Rûhu fihâ bi-izni rabbihim min külli emrin selâm, hiye hattâ matlai'l-fecr..."

Bismillahirrahmanirrahim

Ayet1: Elhak, biz onu kadir gecesi indirdik.

Ayet2 : Ne bildirir ki sana Kadir gecesi?

Ayet3 : Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.

Ayet4 : Melâike ve ruh peyderpey iner onda, Rablerinin izniyle her bir emirde (bir hikmetle).

Ayet5 : O (gece) tan ağarana kadar, bir selâmdır.


Yükselir semaya doğru ellerim
Mavi gecelerin seher vaktinde
Hakka kanat açar hep emellerim
Mavi gecelerin seher vaktinde



KADR SURESİ
KADİR DUASI
CEVŞEN’İ KEBİR DUASI’NIN SIRLARINDAN
KADİR GECESİNİ GÖZETMEK
KADİR GECESİ’NİN FAZİLETİ
KADİR GECESİ NAMAZI


KADİR SÛRESİ (Namaz Sûreleri ve Yorumu-Onk.Dr.Haluk Nurbaki)

Bu Sûre, Bedir harbi günü (17 Ramazan) sabah namazından sonra inzal oldu.
Bilindiği gibi inzâl:Âlem-i gaybdan şühuda çıkma demektir.
Bismillahirrahmanirrahim

Ayet1: Elhak, biz onu kadir gecesi indirdik.

Ayet2 : Ne bildirir ki sana Kadir gecesi?

Ayet3 : Kadir Gecesi bin aydan hayırlıdır.

Ayet4 : Melâike ve ruh peyderpey iner onda, Rablerinin izniyle her bir emirde (bir hikmetle).

Ayet5 : O (gece) tan ağarana kadar, bir selâmdır.


Ayet 1: Bu ayet, Kur’an’ın şanını ve yüceliğini anlatmaktadır.
Ayetin normal edebi üslûpda “innenâ” diye başlaması düşünülürken, “inna” diye başlaması, olayın şiddet ve keskinliğini beyan eder.

“Biz onu en kutsal gecede indirdik (Kadir Gecesi)” vurgulanırken: Kur’an indirilişinin, evren sırlarını açıklamak anlamına geldiğini ve o anda, evrenin gayb perdesinin aralandığını anlatmak için, Allah sûreye başlarken çok şiddetli ve kesin bir emirle başlıyor.
“Biz indirdik (inzal ettik) onu”. “Hu” emrinde bu mutlak hüküm, “Hu” kelimesinde Kur’an’ın benzersizliğini beyan etmektedir. “Hu” bir ilahi esmadır. Ve burada Kur’an’ı anlatır. İşte bu esma sırrı içinde vahdet ve benzersizliği ifade etmektedir.
“Kadir Gecesi” tanımına gelince “Kadir” kelimesi üç ayrı mâna ifade eder:

a) Kader ve Hüküm: Bu manaya göre, evrenin kader sırlarının açıldığı gecedir.
b) Azamet ve Kudret: Bu manaya göre azamet ve şeref gecesi demektir.
c) Tazyik : Bu manaya göre, kudret-i İlahinin evrene intikalindeki hikmetler gecesi demektir.
“Kadir gecesi” tanımında bu üç mana da bir aradadır. Zira sûrede “Kadir Gecesi” üç kez üst üste geçmektedir.
İnzâl: Âlem-i gaybın, şühuda intikal etmesi demek olduğuna göre; bu gece, gaybın aralandığı gecedir.

Ayet 2: “Ne bildirir ki sana kadir gecesi?”
Kur’an’da bu tarz bilinmez kavramları açıklayan bir çok âyetler vardır.
Allah ’ın bu tarz emirlerinde ortak bir tanımı vardır: “....Ne olduğunu kim bildirebilir?” Şeklinde gelen âyetlerde temel vasıf: Bu konu ilmen bilinemez, demektir.
Kadir gecesinin ilmen bilinmezliği yanında; bize, anlayabileceğimiz ölçüde tanımını 3,4,5. Ayetler yapacaktır.
Buna rağmen kadir gecesi gayb âleminin bilinmezlik sırrını taşıdığından, zâhirde
Kat’iyen kavranamaz, ancak kalben, enfüsde hissedilir.

Ayet:3 “Kadir Gecesi bin(1000) aydan hayırlıdır.” Kadir gecesinin bilinmezliğini anlatan ayet; yani üçüncü ayet, şühud âleminden bir örnekle tanıma başlıyor:

“O gece, bin aydan hayırlıdır.” Bu misalin yorumuna gelince.

a) Bir mü’minin gönülden hamd niyazı 1000 aylık zahiri ibadetten hayırlıdır.
b) Kesin olduğu bütün tefsircilerce kabul edilen bir hadise göre: Efendimiz, rüyalarında Emeviler’in minbere tırmandıklarını görmüş ve çok müteessir olmuştu. Bu rüyadan sonra Sûre-i Kevser ve Sûre-i Kadir nazil oldu.
Hz. Ali Kadir gecesi şehid edildi. Emeviler’in zahiri saltanatları ise 83 sene 4 ay; yani bin ay sürdü.
Kevser Sûresi’nde Emevi soyunun ebder olduğu; Kadir Sûresi’nde ise Emeviler’in 1000 ay sonra yıkılacakları dile geliyordu.
Hadislerin toplandığı yıllarda, siyasi otorite Emeviler’in elinde olmasına rağmen, bu hadisin yazılmasına karşı çıkmadılar. Kendilerinde az da olsa bir hayra nisbet kurdular. Bu konuda ayrıntılı bilgi isteyenler Tirmizi, Tebarani, Delâilde Beyheki gibi kaynaklara ve Elmalılı merhum Hamdi Efendinin tefsirinde 5972. Sayfaya başvurabilirler.
İşte Horasanlı Ebâ Muslim, Kur’an’ın bu mucizesine inanarak Emeviler’, 30-40 kişilk askeri ile yerle bir etmiştir.
c) Efendimiz bir emrinde : “Bin yıl zahiri feyz yağsa, Fâtiha ’nın sırrı ondan daha hayırlıdır.” Buyurmuştur.
d) Bin ay, normal melek zaman saatinde (4.ayete kıyasla) bir gecedir ve bu gece; kadir gecesi, gayb zaman saatinin dünyada işleyiverdiği bir mucize zaman genleşmesidir.
e) Kalbe, gayb dan bir hikmet gelince bin yıllık terakki olur.
f) Bin ay, yaklaşık olarak uzun bir ömrü temsil eder. Bu âyet buyurmaktadır ki: Bu gecede alacağınız gerçek bir kalb feyzi, ömrümüzün tümünden daha hayırlıdır.

Ayet4: “Melekler ve ruh kesiksiz ve devamlı inerler....”
Henüz Adem’in bedeni yaratılmadığı devirlerde: meleklerde, arza inmek, onu ziyaret etmek hevesi vardı. Sık sık arza inerlerdi. Bu duygu, meleklerin Efendimize karşı ezelde duydukları iştiyaktan doğmaktadır. İnsanların yeryüzüne gelmesinden sonra meleklere genelde bu ziyaretler yasaklandı. Kadir Gecesi Kur’an ’ın inzâli sebebiyle yılda bir gün ruhlarla birlikte melekler arza inerek, Hz. Muhammed (S.A.V) sofrasında bu ilâhi ziyafete katılırlar (Kadir Gecesi şenliği).

Ayetin son cümlesi melek ve ruhun kesiksiz arza intikalini bir forma bağlamıştır.
“Min külli emrin (her emirden) burada “min” atfı, bağlantı kabul edilirse, o zaman âyetteki mâna :
“O Kadir Gecesi Melek ve ruh aldıkları emrin uygulamasına (uygulaması için) Allah’ın emriyle inerler” demektir.
“Min” eki emre atıf ise, o zaman âyetin mânası:
“O gece melek ve ruh her emirden izinle inerler” demektir.
Adem’e secde emri gibi; İlahi emirle inerler demektir. Zira ilâhi tecelli, kalb-i Muhammedi (S.A.V) ‘ye inince, secde emri doğar ve böylece ruh ve melekler, bin gecelik bu intikali bir gecede yaparak büyük bir ilahi tecelli sergiler.
Burada önemli bir nokta ruhun intikalidir. Gerçi bazı yorumcular, “ruh” dan muradın Cebrâil olduğunu savunmuşlardır. Ancak Cebrâil de bir melektir. Ve melek kavramı içindedir. Bazı âyetlerde tek başına ruh geçince Cebrâil’in kasdedildiği olmuştur. Ancak “Melek ve Ruh” kavramında elbette Cebrâil olarak ayrı tanım söz konusu değildir.
Ruhların arza intikali ancak bir ilahi emirle mümkündür. Emr âleminden izin çıkmadan ruh arza intikal edemez.
Bu intikal de sırr-ı Muhammedi (.S.A.V) hikmeti içindedir. Velilerin ruhları, şehidlerin ruhları Efendimize hizmet için arza emr-i ilâhi ile intikal edebilir.
Bu genel kuralın dışında, ölenlerin ruhu emr âlemine intikal eder. Ve arza dönemezler. Ruh çağırma şaşkınlığında olanlar bu hikmeti bilmediklerinden şaşkın maceralar peşindedirler.

Ayet 5: “Ta fecrin tulûuna kadar (tan görülene dek)...”

Bu ayette birinci bölüm Kadir Gecesinin süresini simgeler ki: Arzın dönüşü göz önüne alınırsa; Kadir Gecesi 24 saat sürer. Ve Mekke boylamında başlayarak batıya doğru intikal ede ede sürer ve yine Mekke’de sonlanır.
Ayetin ikinci bölümü
“Fecrin tulûuna kadar bir selamdır” ibaresindeki “selam” kelimesidir.
Selâm-ı ilâhi: ilâhi bir ilgi, bir cereyandır:
a) Zahir, yani gündüz başlayınca çokluk yansır ki; gayb âleminin sırrı perde arakasına çekilir.
b) İslam Güneşi 27 Ramazanda doğmuştur. Bu, tüm insanlığa büyük rahmet ve selamdır. Bu gece yalnız arzda değil, ruhların ve meleklerin intikali dolayısıyla tüm evrenedir. Tüm evrende bir bayram, ilahi bir şenliktir.
c) Her ferdin ruhunun, kalbine tazyik ederek ilâhi hikmeti sezdiği gecedir. Gönülde imân ışığı yanana kadar sürer.
d) Kur’an, gönüllere ilâhi selâmın, Allah cereyanının sırrını yansıtan bir hikmettir. Onun ihtişarı, gaybın açılıp, gerçeklerin Allah emri ile dünyaya sergilenmesini temsil eder.
e) İşte böylece Allah, kadir gecesi dolayısıyla, Kur’an’ın intişarının ve Efendimizn sırrının ilmen bilinemeyeceğini bildirdikten sonra, o sırdan ehline perde perde gerçekleri açıklamıştır.
Şimdi bir noktaya dikkatinizi çekiyorum. Önce Allah, Alak Sûresinde Kur’an’ın ilk intişarını bildirmiş; sonra bu sûre ile Kadir Sûresi’nin ne denli bir evren sırrı taşıdığını Kadir Sûresi ile açıklamıştır.
Alak ve Kadir Sûreleri’ni birlikte sezmeye çalışırsak: Evrendeki büyük hikmetin Alak (ilgi ve câzibe) ile başladığını ve gayb âleminin billurlaştığını anlıyoruz.
Ve Kur’an bu temel hikmetin anahtarıdır.

 

Bir İslam Büyüğü der ki:

-kadir gecesini mutlaka bulmamız gerekmez. Kadir gecesi niyetiyle bir kısım gecelerde ibâdet ve tâatta bulunmamız gerekir. Böyle bir niyet ve alâkâ ile bu geceleri hakkınızda Kadir gecesi hükmüne dönüştürebilirsiniz.(Ahmed Şahin-Dualarımız)

Demek ki esas olan, niyettir, alâkadır, ihlâstır. gerisi Rabbimiz'in bitmez tükenmez rahmet hazinesinin mükâfatına kalmıştır. Rabbimizin mükâfat hazinesi kulların ki gibi değildir, verilmekte güçlük, zorluk ve cimrilik bahis mevzu olsun. Ne var ki, ihlâs, iman ve âlaka şartı vardır  bunun. Bunu nefsimizde bulunduralım yeter.



KADİR DUASI

“Allahümme inneke afüvvün kerimün tühibbül-afve fa’fü anni”
Manası: Allah’ım, şüphesiz sen, affedicisin, kerimsin, kullarını affetmeyi seversin, beni de affet(Ya Rabbi)

CEVŞEN’İ KEBİR DUASI’NIN SIRLARINDAN(Pamuk Yayınları)
Bu dua dünya yaratılmadan (500) sene evvel arşın üzerine yazılmıştı. Hangi kul Ramazan’ın başında, sonunda veya her gece veya Cuma günü veya gecesi bu duayı okuyarak bana dua ederse, Kadir gecesi ona gösterilir. Kadir gecesi, Allah Teâlâ 70 bin melek yaratır. Her semada 70 bin melek bulunur. Meke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de, Meşrık’da, Mağrib’de 70 bin melek vardır. Her meleğin çeşitli dilleri vardır. Cenab-ı Hakk’ı tesbih ederler. Hasıl olan sevabı bu mübarek duayı okuyana bağışlarlar. Böylece oradaki bütün perdeler ortadan kalkar. İşte bu esnada Allah’tan (C.C) ne istenirse dileği kabul edilir.


Kadir Gecesi’ni, ramazan ayının son on günün gecelerinde arayınız.
(Hadis- Şerif-buhari, Leyletü’l-Kadr,3, Tirmizi, Savm,72, no:792)

Kim Kadir Gecesi’nin faziletine inanarak ve mükafatını Allah’tan bekleyerek ihya ederse, geçmiş günahları bağışlanır.(Hadis-i Şerif-Buhari, Teravih 1, Müslim, Misafirun 176, no.760)

Resülallah (s.av)’e ümmetinin ömrü gösterilmiş. O da, önceki ümmetlerin ömrüne nisbetle kısa olduğu için, amelde onların uzun ömürde işlediklerine yetişemezler diye, bu ömrü az bulmuş. Bunun üzerine cenâb-ı hakk, bin aydan daha hayırlı olan Kadir Gecesi’ne vermiştir.(İ.Malik, Muvatta, İtikaf, 15, 1/321)


Resülüllah (s.a.v) ramazan ayının son on gününde İ’tikafa girerlerdi. Fakat bir sene (seferde bulundukları) için İ’tikafa girmedi, mütakip yıl yirmi gün İ’tikaf yaptı.(İbn’i Mace, sıyam, 58, no, 1770)

Cennetin derecelerinin adedi, Kur’an ayetleri sayınsıncadır. Kur’an okuyan bir kimse, cennete girdiğinde, ondan üstün hiç kimse olmayacaktır.(Hadis-i Şerif-Feyz’ul-Kadir, 5/285)


KADİR GECESİNİ GÖZETMEK
Kadir Gecesi’nin Ramazân-ı Şerif’in 20’sinden sonraki tek gecelerinde aranmasına dair müteaddit hadîs-i şerifler vârid olmuştur. Birinden itibaren tek gecelerde aranmasını tavsiye eden büyükler de vardır. İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri Kadir Gecesi’nin kaçıncı gece olduğunu, Ramazân-ı Şerif’in giriş günlerine göre şöyle tesbit etmiştir: v Pazar günü girerse, 28’i 29’a bağlayan gece. v Pazartesi günü girerse, 20’yi 21’e bağlayan gece. v Salı günü girerse, 26’yı 27’ye bağlayan gece. v Çarşamba günü girerse, 18’i 19’a bağlayan gece. v Perşembe günü girerse, 24’ü 25’e bağlayan gece. v Cuma günü girerse, 16’yı 17’ye bağlayan gece. v Cumartesi günü girerse, 22’yi 23’e bağlayan gece. İmâm-ı Şâ’rânî hazretleri 30 sene Kadir Gecesi’yle bu târife göre müşerref olmuşlardır. Birçok ehlüllah bu usûlle Kadir Gecesi’ni bulmuşlardır. Kadir Gecesi’nin bu ay içerisinde hangi gece olduğunun gizlenmesi, mü’minlerin her geceyi Kadir Gecesi bilip, her gece çokça ibâdet etmeleri içindir. Kadir Gecesi’nde hava berrâk ve güzel olur. O gece her şey Allah’a secde eder. Denizlerin suyu bir an için tatlılaşır. Mü’minler afv-ı ilâhi ve mağfiret-i sübhânîye mazhar olurlar. (Dua ve İbadetler, Fazilet Neşriyat) Netice olarak Ramazan-ı Şerif hangi gün girerse girsin, bu hesaba göre Kadir Gecesi, cumartesiyi pazara bağlayan geceye isabet etmektedir. Ramazan-ı Şerif’in ikinci yarısında ise, iki adet cumartesi vardır. Bunlardan gecesi tek sayıya isabet eden, Kadir Gecesi’dir.


KADİR GECESİ’NİNFAZİLETİ
Bin aydan daha hayırlı olan, meleklerin dünyaya indiği bu geceyi bereketlendirmek bizim elimizde. Bu gecede amel, ibâdet, zikir ve tefekkürle ulaşılacak olan hayır ve mükâfat, onsuz bin ay amel ile kazanılacak olan ecir ve sevaptan daha fazladır. Bir sınır ve miktar ile sınırlandırılamayacak kadar çok hayırlıdır. Bu da Cenab-ı Hakk'ın, sırf Hz. Muhammed (s.a.v.) ümmetine bir lûtuf ve ihsânıdır. Resûlüllah (s.a.v.), bu geceyle alâkalı olarak bizlere şunları hatırlatmaktadır: “Kim inanarak ve sırf Allah rızası için Kadir Gecesi'nde (Allâh‘a ibâdet için) kalkarsa, geçmiş günahları bağışlanır.” Demek ki, bu geceyi değerlendirmenin birinci şartı kalkmak, yani gafletle geçirmemektir. Resûlüllah (s.a.v.) namaz kılmış, Kur'an okumuş, duâ ve tefekkürde bulunmuştur. Kadir Gecesi'nin ramazan ayında, bâhusus son on gününde saklı oluşunun hikmeti, insanların ona güvenip diğer zamanlarda isyana dalmamaları... Bir diğeri de yine buna bağlı olarak, Kadir Gecesi'ne tesadüf etme ümidiyle ramazân-ı şerifin tamamını ihya etmelerini istemek olabilir. Bir hadis-i şerifte de Resûlüllah Efendimiz, “Kadir Gecesi yatsı namazında cemaatte hazır bulunan, ondan nasibini almıştır” buyurur.


Kadir gecesinin kadrini, Kur’an-ı Kerim’in “Kadr Suresi” gayet açık bir üslup ile anlatmaktadır. Bu surenin bir ayet-i celilesinde Allah (c.c) şöyle buyuruyor.
“Kadir gecesi bin aydan daha hayırlıdır.”

Efendimiz (s.a.v)’in mübarek sözlerinden pek çoğunda, Kadir gecesinin çok hayırlı bir gece olduğu ve Ramazan ayının 27. Gecesine tesadüf ettiği bildirilmiştir.
Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu.
“Eğer cennetten bir adam çıksa, ve bütün dünya ehli de ona misafir olmak isterse o hepsini yedirir içirir, giydirir. İşte Kadir Gecesi de Hakk’ın misafirlerinden birirdir. Onun ziyafeti bütün dünya halkına yeter. Mahlukatın tümü Allah’ın misafiri ve kullarıdır. Onun keremi onlara yetmez mi, cömertliği onlara kafi gelmez mi?
Efendimiz (s.a.v) Kadir gecesinde neler yapılacağını, zaman zaman ümmetine ve özellikle mü’minlerin anneleri olan hanımlarına söylemiştir. Hz. Aişe validemiz şöyle anlatıyor:

“Allah resülu (s.a.v) bir akşam odama girdi. Ben ise yatağımı serdim, uyumaya hazırlanıyordum. Şöyle buyurdular:
-Ey Aişe! Bu gece şu dört ameli işlemeden uyuma:

a. Kur’an-ı Kerim’i bir defa olsun hatmet.
b. Peygamberleri, kıyamet gününde kendine şefaatı kıl.
c. Bütün müslümanların rızasını kazan.
d. Hac ve umre yapmadan uyuma.
Allah Resulü (s.a.v) bunları söyledi ve hemen namaza durdu. Bende kalkıp yatağın içine oturdum. Resülulllah (s.av) namazını bitirinceye kadar bekledim. Nihayet Allah Resülu namazını bitirip selam verince sordum.:
-Ya Resüllallah! Anam babam sana feda olsun, bana dört şeyi yapmadan uyumamamı emrettiniz. Ama ben, bu kadar işi bu kısa zamanda nasıl yapabilirim? Bir çare göstermediniz.
Bunun üzerine Allah’ın Resülu tebessüm ederek şöyle buyurdular:
-Ey Aişe! Dediklerimi yapman o kadar güç bir iş değildir. Çaresi şudur:

a. üç kez İhlas Suresini okursan, Kur’an-ı bir defa hatmetmiş sevabı alırsın.
b. Bana ve diğer peygamber kardeşlerime salat ve selam okursan, bizler kıyamet gününde sana şefaatçı oluruz.
c. Mü’min kardeşlerinin Allah’ın affına mazhar olmaları için istiğfar okursan, onların hepsinin rızasını kazanırsın.
d. “Sübhânellâhi vel hamdülillahi ve lâ ilâhe illellâhü vallahü ekber velâ havle velâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azıym” tesbihini okumaya devam edersen, bir hac ve umre yapmış kadar ecir kazanırsın.”

Kadir gecesinin zamanı hususunda alimler arasında ihtilaflar doğmuştur. Kimi son on gününde kadir gecesinin aranması gerektiğini savunurken, bazıları daha değişik zamanlar ileri sürmüşlerdir. Aslında Ramazan ayı boyunca bütün gecelerde Kadir gecesinin araştırılması gerekir.
Kadir gecesinin sessiz ve sakin, fırtınasız, ne fazla sıcak, ne fazla soğuk, uyanık bulunan kimselere huzur ve huşu bahşettiği, sabahleyin doğan güneşin saçtığı ışınların gözleri tırmalamadığı çeşitli alimlerce ileri sürülmüştür.
Ramazan gecelerinde çok ibadette bulunulmasını temin için, o gecenin hangi gecede olduğu gizlenmiştir.




KADİR GECESİ NAMAZI

Bu namazın en azı iki, en çoğu bin, orta haddi yüz rekattır. Ondaki kıraat aynı berat namazındaki kıraattır.
Ancak orta haddinde kişi fatihadan sonra bir kere “inna enzelnahu” üç kere “ihlas Suresini okur. Her iki rekatta bir selam verir. Selamdan sonra hemen Hz.Peygamber'’ salat- selam getirilir ve kalkılır. Böylece dünya kelamı yapılmadan yüz rekatlık namaz tamamlanmış olur.
 

KADİR GECESİ

Kadir gecesinin gizliliği
Genel bir kabul olarak her yıl ramazan ayının 27’nci gecesi kadir gecesi olarak düşünülse de, bin aydan hayırlı bu kutlu gecenin ne zaman olduğu kesin belli değildir. Bu konuda bazı alimlerimiz 45’e ulaşan farklı görüşten söz ederler.
Kadir gecesinin ne zaman olduğuna dair görüşlerden bir kısmı şöyledir:
Kadir Gecesi bütün sene içinde bir gecedir, yıldan yıla zamanı değişebilir.
- Ramazan ayı içinde bir gecedir, fakat her yıl ramazan içinde farklı gecelere gelebilir.
- Ramazanın son yarısındadır.
- Ramazanın son onundadır.
- Ramazanın son yedisindedir.
- Ramazanın 17’nci gecesidir.
- Ramazanın 19’uncu gecesidir.
- Ramazanın 21’inci gecesidir.
- Ramazanın 23’üncü gecesidir.
- Ramazanın 27’inci gecesidir.
Bütün bu ihtimaller içinde en muteber olanı ise, kadir gecesinin ramazanın son onunda, tek gecelerde ve büyük ihtimalle 27’nci gece olmasıdır.
Kur’an-ı Kerim’in Peygamber A.S.’a indirilişinin başlangıcı, ramazanın 17’nci gecesinde olmuştur. Demek ki o yıl kadir gecesi, 17 ramazana rastlamıştı.
Aslında kadir gecesinin, Rasul-i Ekrem A.S. Efendimiz’e tamamen gizli kaldığı da düşünülemez. Ancak fazla açıklanmasına izinli olmadığından, kesinlik ifade etmeyen, teşvik ve ümit veren açıklamalarla yetinmiştir.
İmam-ı Azam Rh.A. Hazretleri’nin kanaatine göre de, kadir gecesi yıl içinde farklı aylar ve gecelerde dönmektedir. Çoğunlukla ramazanın son onunda ve muhtemelen 27’inci gecesinde olsa da böyledir. Hadis-i şeriflerde ümit ve tavsiye olarak işaret edilen kadir geceleri, Rasulullah A.S.’ın yaşadığı farklı yıllara mahsus olmalıdır.
Kadir gecesinin belirtileri
Kadir gecesinin bazı alâmetlerinden söz edilmiştir. O gecenin sabahında güneşin parıltısız olarak, yani çevresinde ışık hüzmeleri görünmeden ve gözü rahatsız etmeden dolunay gibi doğup yükselmesi, o gece havanın nisbeten ılıman olması gibi. Ayrıca, karanlık yerlerden dahi nurlar parladığını farketmek, o gece yapılan duaların kabul olduğuna şahit olmak gibi haller de bu belirtilere dahil edilmiştir.
Bu gecenin özel alâmetlerini farketmek, elbette herkes için mümkün değildir. Ancak ilâhi lütuf ve manevi keşifle birşeyler görülüp sezilebilir. Bununla beraber, o gece olağanüstü şeyler görüp ibadetten uzak kalmaktansa, hiçbir şey görmediği halde dua ve ibadet halinde olmak elbette daha iyidir.
Kadir gecesini iyilik ve ibadetle ihya ederek araştırmak müstehap olduğu gibi, o geceyi zamanında farkeden kimsenin bu müşahedesini fazla açığa vurmadan gizlemesi, Allah’a şükür ve duada bulunması da müstehaptır.
Kadir gecesini takib eden gündüz de, cuma gecesi ve gününde olduğu gibi hayır ve ihya bakımından o geceye dahil sayılır.
Kadir gecesinin ihyası
Bu geceyi ihya etmekten maksat, bir saat dahi olsa gecenin bir kısmının ibadetle, canlı ve uyanık geçirilmesidir. Kur’an ve hadis okuma, dua ve tevbe, tesbihat ve salâvat, dini sohbetler, gece namazı ve kaza namazları başta olmak üzere, Allah rızası için daha başka iyilik ve güzelliklerle, bu mübarek geceden mümkün mertebe faydalanmaya çalışmalıdır. Bu gece, duaların pek makbul oduğu bir gecedir.
Kadir gecesi ümidi ve niyetiyle geceyi ihya eden, o geceye denk gelmese bile elbette bol sevaba kavuşur.
Bu geceye mahsus, özel bir namaz ve ibadet şekli yoktur. Kadir gecesi namazı olarak, yatsıdan sonra bir nafile namaz kılınması öteden beri hoş görülmüş bir adet ise de, güvenilir kaynaklarada bu konuda bilgi mevcut değildir. Öyleyse herkes istediği gibi nafile namaz kılabilir. Kaza namazı borcu olanın ise, bolca kaza namazı kılması daha uygundur. Ramazanın son on gecesi, kadir gecesine rastlama ümidiyle ayrı bir öneme sahiptir ve ibadetlerle ihyası müstehaptır.
Kadir gecesi, akşam ve yatsı namazlarını cemaatle kılmakla veya yatsı ve teravihin kılınmasıyla kısmen ihya edilmiş olur. Yatsı ve sabah namazının cemaatle kılınması da böyledir. Tabii ki gecenin çoğunu veya tamamını ibadetle ihya etmek çok daha güzeldir.
Hanımların namazları vaktinde kılıp, gecenin diğer amel ve adabını kollamakla; namaz kılma imkanı olmayan mazeretli kimselerin de ibadet niyetiyle dini eserler okuma, dinleme, tefekkür, dua, zikir ve tevbe gibi hallerle gecenin hakkını verip, hissedar olmaları mümkündür.
Kadir gecesindeki sevaplar, bu gece açıktan bilinmese de bin aylık sevaba denktir. Ancak açıkça bilinseydi, bu gecenin günahları da bin aylık olurdu. Şu halde bundaki gizlilik büyük bir nimettir.

ALINTIDIR.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 24.7.2007 - ÜÇ AYLAR

Kategori: bilgi

3 AYLAR NE DEMEKTİR BİZE NE ANLATIR?

 

İki Cihan Güneşi Sevgili Peygamber Efendimiz, saâdet meclisinde oturuyordu. Mescide bir esir grubu getirildi. O sırada Allah Resûlü (sas), bir kadının yana yakıla bir şeyler aradığını gördü. Kadın yakaladığı her çocuğu sinesine basıyor, kokluyor sonra bırakıyordu.

 

Sonra kendi yavrusunu buldu, bağrına bastı. Doyma bilmeden onu öpüyor, kokluyor, tekrar bağrına basıyordu. Allah Resûlü (sas) bu manzara karşısında iyice doldu. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak parmağıyla yanındakilere bu kadını gösterdi ve: "Şu kadını görüyor musunuz?" dedi. Sahabe cevap verdi: "Evet Ya Rasulallah!" Allah Resûlü (sas) tekrar: "Bu kadın şu kucağındaki çocuğunu cehenneme atar mı?" diye sordu. Sahabe "Hayır ya Rasulallah!" karşılığını verdi. Ve işte bunun üzerine İki Cihan Serveri şu hikmet dolu sözleri söyledi: "Allah o kadından daha şefkatlidir, kullarını cehenneme atmak istemez."

İşte böylesine başdöndürücü bir şefkat ve merhamete sahip olan Allahu Teala, sene içinde kulları için gönül dünyalarında adeta bir manevi hamle yapmaları adına bazı özel gün ve geceler yaratmıştır. Bu özel zaman dilimlerinde Cenab-ı Hakk'ın rahmet esintileri sağanak sağanak yağmaktadır. Şu günlerde bu zaman dilimlerinden "üç aylar"a kavuşmanın sevincini yaşıyoruz. Malum olduğu üzere halkımız arasında Arabi aylardan Recep, Şaban ve Ramazan aylarına "üç aylar" deniyor.

Ahiret ticaretinin yapıldığı kazançlı bir pazar durumunda olan üç aylar, yılda ancak bir defa açılır ve üç ay boyunca devam eder. İstifade edebilenlerin çok şey kazandığı bu pazarı kaçıranlar gelecek mevsimi beklemek zorundadır. Tabii ömürleri yeterse. Kimse yarına çıkmaya garanti veremediği gibi gelecek mevsime yetişmeyi de taahhüt edemez. Öyleyse yapılacak iş, bu mevsimi çok iyi değerlendirmek, bunun için de onu elimize geçen son fırsat olarak kabul etmek.

Üç aylar fırsat günleridir, çok bereketli bir kazanç mevsimidir. Böylesine bir koyup binler alabileceğimiz kazanç kuşağında kaybetmemek için bu günleri iyi değerlendirmeliyiz.

ÜÇ AYLARA HAZIR MISINIZ?

Bu günlerde müminler, birbirleri ile tebrikleşmeli, birbirlerini yemeklere çağırmalı, çocuklar sevindirilmeli, fakirlerin gönlü alınmalı, ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları giderilmeli, anne-babanın, masum ihtiyarların duaları alınmalı, hasılı bu aylar daha canlı ve daha verimli yaşanmalıdır.

Bütün bu yapılanlar bir yarış havası içinde yapılırken ihlaslı yapmaya da azami dikkat gösterilmeli. Zira ihlasla yapılan küçük bir amel, ihlassız yapılan pek çok amelden üstündür. Bu sayede hem cemiyete huzur gelmiş, hem de manevi bir atmosfer meydana getirilerek, ilahi rahmetin celbine zemin hazırlanmış olur. Yapılan ibadetler, okunan Kur'anlar, Cenab-ı Hakk'a yükselen inilti ve ızdırap dolu dualar, akıtılan gözyaşları, yapılan tevbe, istiğfarlar yağmuru çeken bulutlar gibi ilahi rahmeti kendisine çeker.

İlahi rahmet, semamızı kapladığı zaman onu hayat kaynağı yağmurlar gibi lütuflar, ihsanlar, ikramlar ve hediyeler takip eder. Böylece gelen rahmet damlaları günahlarımızdan, gafletimizden dolayı kirlenen manevi hayatımızı da temizler.

Öyleyse daha ne duruyoruz. Haydi hep beraber, ilahi rahmet ve lütuflara hasret insanlar olarak başımızı okşayacak rahmet bulutlarının celbine ve onu takip edecek ilahi ihsanlara kendimizi hazırlayalım.


Bu bereketli günleri nasıl değerlendirelim?

1. Bol bol Kur'ân-ı Kerim okuyalım.

2. Peygamber Efendimiz (sas)'in şefaatini ümit ederek, O'na salât ü selâmlar getirelim.

3. Kaza veya nafile namazlar kılalım.

4. Dünyaya gönderiliş amacımızı ve gidişatımızı düşünerek tefekkürde bulunalım.

5. İşlediğimiz günahlar için bu bereketli günlerin yüzü suyu hürmetine samimi ve gönlümüzden gele gele tevbe ve istiğfarda bulunalım.

6. Bir dua listesi oluşturarak sevdiğimiz insanlara bol bol dua edelim.

7. Geceleri değerlendirerek haftanın belirli günlerinde teheccüd namazı kılalım.

8. Bu günlerde Allah Resulü'nün diğer günlere nazaran daha çok oruç tuttuğunu ve devamlı hayır yapma peşinde olduğunu görüyoruz. Biz de tutabildiğimiz kadar oruç tutmalı ve elimizdeki imkanlar nispetinde muhtaç olan insanlara maddi yardımlarda bulunarak onları sevindirmeliyiz.


Rahmetin sağanak sağanak yağdığı günler geliyor

REGAİB GECESİ

Regaib, "çokça rağbet edilen, kıymetli, değerli, ihsan" manalarına gelen Ragibe kelimesinin çoğuludur. Buna göre Regaib Gecesi denilince; "çok lütuf ve ihsan dolu, kıymetli ve değeri büyük, çok iyi değerlendirilmesi gereken gece" manası anlaşılır. Halk arasında üç aylar diye meşhur olan Recep, Şaban ve Ramazan aylarından Recep ayının ilk perşembeyi cumaya bağlayan gecesi olan Regaib Gecesi, aynı zamanda Ramazan ayının da ilk habercisi olma şerefini taşımaktadır. Rahmet kapılarının ardına kadar açık olduğu bu gece gaflet içinde geçirilmemeli, bir fırsat gecesi olarak değerlendirilip ona göre hareket edilmelidir.

RECEP AYI

Üç ayların ilki olan Recep, "tazim ve tekrim olunan ay" ve "hazırlanmak" manalarına gelmektedir. Peygamber Efendimiz (sas) bu aya ulaştıklarında "Allah'ım! Receb'i ve Şaban'ı hakkımızda mübarek kıl ve bizi Ramazan'a kavuştur" diyerek dua ederlerdi. Bu ay içinde aynı zamanda Mi'rac, Berat ve Kadir Gecesi gibi mübarek zaman dilimlerinin de bir müjdecisi olan "Regaib" gecesi vardır. Regaib, pek çok ata ve ihsan" manasına gelen "Ragibe" kelimesinin çoğuludur. Bu gecede Cenab-ı Hak engin rahmetiyle tecelli edip sonsuz mağfiretiyle muamelede bulunduğu için geceye bu isim verilmiştir. Recep ayının 27. gecesi ise Mirac Kandili'dir. Mirac, kelime manası itibarıyla "merdiven", "yükselecek yer", "en yüksek makam" manalarına gelmektedir. Bu gecede İnsanlığın İftihar Tablosu (sas) bir mucize olarak Mekke'deki Mescid-i Haram'dan Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya ve oradan da göklerin İlahi derinliklerine doğru pervaz edip ruhen ve bedenen Cenab-ı Hakk'ın huzuruna çıkmıştır.

ŞABAN AYI

Üç ayların ikincisi olan Şaban, kelime manası itibarıyla "dağılan", "saçılan" manalarına gelmektedir. Bir rivayete göre Efendimiz (sas), Şaban ayında Ramazan için pek çok hayır dağıldığı için bu aya bu ismin verildiğini ifade etmektedir. Şaban ayı içerisinde Berat Kandili vardır. Berat kelimesi, "borçtan, isnat edilen suçtan, ruha azap veren sıkıntılardan kurtulmak" manalarına gelmektedir. Bu gecede Kur'an-ı Kerim, Levh-i Mahfuz'dan alınmış ve bir bütün halinde dünya semasına indirilmeye başlanmıştır. Bu sebeple bu gece hürmetine pek çok günah bağışlandığı için geceye Berat Gecesi denilmiştir. Yine bu ay içinde hicretin ikinci senesi Müslümanların kıblesi Mescid-i Aksa'dan Kâbe'ye çevrilmiştir.

RAMAZAN AYI

Üç ayların sonuncusu olan Ramazan ayı, on bir ayın sultanı ve ayların en faziletlisidir. Zira bu ayda Kur'an nazil olmaya başlamış ve ay boyunca oruç tutmak farz kılınmıştır. Ramazan kelimesi "kızgın taş" manasına gelen "Ramid" kelimesinden türetilmiştir. Ramazan ayı çok sıcak ve hararetli bir zaman dilimine tevafuk ettiği için ona bu isim verilmiştir. Ayrıca nasıl ki kızgın taş etrafındakini yakıp yok ederse Ramazan da kulların günahlarını yakıp mahvettiği için bu aya bu ismin verildiğini söyleyenler de olmuştur. Bazıları ise Ramazan kelimesinin "yağan yağmur" manasına gelen "ramıd" kelimesinden türetildiğini ve nasıl ki yağmurun yağması neticesinde yeryüzünün temizlenmesi gibi Ramazan ayında da günahların temizlenmesi sebebiyle bu aya bu ismin verildiğini söylemişlerdir. Kur'an'ın indirilmeye başlandığı bu ay içinde Kur'an-ı Kerim'deki ifadesiyle bin aydan daha hayırlı olan "Kadir Gecesi" vardır. Bu gece Allah'ın müminlere bahşettiği çok yüce bir ikramıdır. Ramazan'ın her gecesinin dolu dolu geçirilmesi için bu gecenin zamanı gizlenmiştir. Ancak Kadir gecesinin Ramazan'ın son on günü içinde olduğuna dair güçlü işaretler vardır.

üç aylarımız tüm müslüman alemine mübarek olsun.
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 6.7.2007 - Sen yeter ki, Rabb’e teslim ol!

Kategori: bilgi

Sen yeter ki, Rabb’e teslim ol!

ALİ DEMİREL

Dertler, acılar ve çaresizlikler... İnsan eli kolu bağlı bir vaziyette Rabbi’ne (cc) teslim olduğunda, karanlıklar aydınlığa döner. Herşeyin en iyisini bilen O’dur (cc). Bizim gidecek başka kapımız mı var?

Keşke, Rabbimize her zaman niçinsiz ve nedensiz olarak teslim olabilsek... Onu bilip vicdanımızda O’nun irfanına erdikten sonra mükellef olduğumuz hususlar mevzuunda “niçin böyle oldu?”, “neden bunlar hep benim başıma geliyor?”, “Allah’ım neydi günahım!” demeden sadece ve sadece teslim olmamız nispetinde O’na karşı şükran borcumuzu eda edebilsek... Kapısının sadık tasmalı kulları olarak yüzümüzü kapısının eşiğinden ayırmayıp “Rabbim günahkar kulun kapına geldi.. bahtına düştüm..” deyip kendimizi O’nun rahmet kollarına bırakabilsek...

Sözün burasında bir misal olması bakımından kadınlık dünyasının sultanlarından Hz. Hacer Validemizin teslimiyetini nazarlara arz edelim. Hz. İbrahim, kucağındaki çocuğuyla birlikte Hz. Hacer anamızı ekinin bitmediği, suyunun olmadığı kupkuru bir çöle, şimdiki adıyla Mekke’ye bırakmakla emrolunur. Eşini ve biricik oğlunu orada bırakan Hz. İbrahim geriye döner. Biraz ilerlemiştir ki, arkadan ağzı kevser içesi, Rasul-i Ekrem’e gerçekten nine ve anne olacak büyük kadın Hz. Hacer’in sesi duyulur: “Ya İbrahim, Ya İbrahim! Bizi burada bırakman Allah’ın emri mi yoksa kendi isteğin mi?” Bunun üzerine Hz. İbrahim, “Allah’ın emri ile seni buraya bıraktım Ya Hacer” der. Bu sözleri duyan Hz. Hacer’in dudaklarından şu sözler dökülür: “Madem Allah’ın emriyle getirip bizi buraya bıraktın, gayri Allah bizi terk etmez. Allah’a teslim olmak, emrettiği şeyleri yerine getirirken, bizi zayi ve terk etmeyeceğine inanmak lazım.”

BAHTINA DÜŞTÜM YA RABBİ!

O sırada başta Fahri Kainat olmak üzere kıyamete kadar gelecek nurlu halkanın başı, onların şerefli dedeleri Hz. İsmail bir çocuktur. Başında koruyucu olarak anasından başka kimsesi yoktur. Etrafta su ve yiyecek namına bir şey görülmüyordu. Hz. İbrahim eşini orada bırakıp uzaklaştıktan sonra bütün yük, Hz. Hacer’in omuzlarına kalmıştır. Ama o, “Rabbin emriyle olduktan sonra gam yemem” diyordu. Biraz sonra çocuk susayınca ağlamaya başlar. Anne bir yudum su bulabilmek için sağa sola koşar. İlk gözüne ilişen Safa tepesi olur. Safa kapısından dışarı çıkar, “Acaba bir yerde su görebilir miyim.. suyun alameti olan kuşlara şahit olabilir miyim.. ben ne olursam olayım ama şu yavrucuk ağlıyor ve içim parçalanıyor” duygu ve düşüncesiyle tepeye tırmanır.

Safa’da bir şey göremeyince Merve tepesine tırmanır ve Safa ile Merve arasındaki bu geliş gidişler yedi defa olur. Dört defa gider, üç defa gelir. İyice yorulan ve takati kalmayan Hz. Hacer anamız, “Artık bittim Ya Rabbi. Bütün sebeplere sarıldım. Bu yavruyu bırakıp gidemem. Senin emrine muhalefet de edemem. Bahtına düştüm” diye inler. Bu içten yapılan dua, Cenab-ı Hakk’ın rahmetini harekete geçirir ve ilahi emirle Hz. İsmail ayağını yere vurunca yerden bir su (zemzem suyu) fışkırır. Ve bu sudan hem anne hem de çocuğu kana kana içerler. Evet Hz. Hacer validemiz, teslimiyetinin meyvesini böyle görür ve aynı zamanda kıyamete kadar gelecek olan müminlere de nice dersler verir. (İbn Sad, Tabakat, 1/50-164)

Musibetlerimizi def edecek, bizi huzura kavuşturacak, gönül dünyamızda zemzemler fışkırtacak, bizi iman ufkuna ulaştıracak, kanayan yaralarımızı dindirecek ve bize inşirah verecek olan sadece ve sadece Rabb’imizdir (celle celâluhu). Biz, sebeplere sonuna kadar sarılıp Allah’ın bize verdiği imkanları kullanacağız. İşte bu noktadan sonra Allah’ın bitip tükenme bilmeyen kudret ve kuvvetine şahit olacağız. Gecemiz gündüz olacak, şafaklar atacak, ak horozlar ötecek, çatlak sesler dinecek, meseleyi ters anlayanlar kaybolup gidecektir. Bize düşen niçinsiz ve nedensiz olarak teslim olmak, sadakatle O’nun kapısından ayrılmamak ve bir ömür boyu O’nu tanıyıp tanıtmaya çalışmaktır.

 

ZAMAN/AİLEM

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 13.12.2006 - ilginç ALOOOO

Kategori: bilgi

Niye ALO deriz?



Telefonda hemen hemen hergün kimbilir kaç kez kullandığımız "Alo" sözcüğü, gerçekte bir sevgilinin kısaltılmış adıdır. Sevgilinin tam adı Allessandra Lolita Oswaldo´dur. Bu sevimli genç kız, telefonu icat eden, A.Graham Bell´in sevgilisiydi. Graham Bell telefonu icat edince ilk hattı sevgilisinin evine çekmişti. Atölyesinde telefon çalınca arayanın Allessandra Lolita Oswaldo´dan başkası olamayacağını bildiğinden Graham Bell, telefonu açar açmaz "Allessandra Lolita Oswaldo" diyordu. Bell, zamanla sevgilisine, adını kısaltarak hitap etmeye başladı ve telefonu her açışında onu "Ale Lolos" diye karşıladı. Çalışmaları uzadıkça Graham Bell, sevgilisinin adını daha da kısalttı ve öne iki heceli bir ad buldu. Bu kısa ad "Alo" idi. Allessandra Lolita Oswaldo, geliştirip, tüm kente yaymaya çalıştığı telefondan başka birşey düşünmeyen sevgilisinin bitmek tükenmek bilmeyen deneylerinden rahatsız olmaya başlayınca Graham Bell´i telefonuyla başbaşa bırakıp onu terketti.Yaşlı Bell, sevgilisinin birgün onu arayacağı umuduyla telefonun başından ayrılmadı. Kentte çekilen telefon hatlarının sayısı da giderek artmaya başlamıştı. Graham Bell´i artık başka kişiler de arıyordu. Fakat o, telefonun her çalışında kendisini sevgilisinin aradığını sanarak telefonunu "Alo" diyerek açıyor ve artık herkes "Alo" diyordu. O günlerde hemen herkes telefonu açtıklarında Alexander Graham Bell´in anısına saygı olarak "Alo" demeye başladı. Bugün tümümüzün kullandığı "Alo" sözcüğü işte o günlerden günümüze uzanmaktadır.

(Kaynak:Bütün Dünya, Şubat 2000 sayısı)

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

• 15.9.2006 - Müslümanmısın?

Kategori: bilgi
1. Müslümanmısın?
Elhamdülillah Müslümanım.
2. Müslümanım demenin manası nedir?
Allah'ı bir bilmek, Kur'an-ı Kerim'i ve Muhammed Aleyhisselam'ı tasdik etmektir.
3. Ne zamandan beri Müslümansın?
"Bela" dediğimiz zamandan beri Müslümanım.
4. "Bela" zamanı neye derler?
Misak'a derler. Yani Cenab-ı Hakk ruhlarımızı yarattığı vakit bunlara hitaben "Elestü birabbiküm" yani (Ben sizin rabbiniz değil miyim ?) diye sordu. Onlar da "Bela" (Evet Rabbimizsin) dediler. O zamandan beri Müslümanım demektir.
5. Rabbin kimdir?
Allah
6. Seni kim yarattı?
Allah
7. Sen kimin kulusun ?
Allah'ın kuluyum.
8. Allah kaçtır diyenlere ne dersin?
Allah birdir derim.
9. Allah'ın bir olduğuna delilin nedir?
Sure-i İhlas'ın ilk ayeti kerimesidir.
10. Bunun manası nedir?
Sen söyleki ey Habibim Allah birdir, demektir.
11. Allah'ın varlığına akli delilin nedir?
Bu alemin varlığı ve alemdeki nizam ve intizamın devamıdır.
12. Allah'ın zatı hakkında düşünce caiz midir?
Caiz değildir. Çünkü akıl Allah'ın zatını anlamaktan acizdir. Allah'ın ancak sıfatı hakkında düşünülür.
13. İman-ı yeis nedir?
Firavun gibi ölürken iman etmektir.
14. Bu iman muteber midir?
Değildir.
15. Tevbei yeis nedir?
İmanı ve ameli olan kimsenin ölürken günahlarından tevbe etmesidir.
16. Bu tevbe muteber midir?
Muteberdir.


17. Dinin hangi dindir?
İslam dinidir.
18. Kitabın hangi kitaptır?
Kur'an'dır.
19. Kıblen neresidir?
Kabe-i Muazzamadır.
20. Kimin zürriyetindensin?
Adem Aleyhisselam'ın zürriyetindenim.
21. Kimin milletindensin?
İbrahim Aleyhisselam'ın milletindenim.
22. Kimin ümmetindensin?
Muhammed Aleyhisselamın.
23. Peygamberimiz nerede doğdu ve şimdi nerede bulunuyor?
Mekke'de doğdu. Elli yaşından sonra Medine'ye hicret etti. Şimdi Medine'de "Ravza-i Mütaharra"sındadır.
24. Peygamberimizin kaç adı vardır?
Güzel isimleri çoktur. Fakat dördünü bilmek lazımdır. Bunlar: Muhammed, Mustafa, Ahmed, Mahmud.
25. Peygamberimizin en çok kullanılan ismi nedir?
Hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem'dir.
26. Peygamberimizin babasının adı nedir?
Abdullah'tır.
27. Annesinin adı nedir?
Amine'dir.
28. Süt annesinin adı nedir?
Şifa Hatun'dur.
29. Dedesinin adı nedir?
Abdülmüttaliptir.
30. Peygamberimiz kaç yaşında iken kendisine fiilen peygamberlik geldi?
40 yaşında.
31. Fiilen kaç sene peygamberlik yaptı?
23 sene peygamberlik yaptı.
32. Fani hayatı kaç yaşında sona erdi?
63 yaşında sona erdi.
33, Peygamberimizin kaç kızı vardı?
Dört kızı vardı. 1) Zeynep 2) Rukiyye 3) Ümmü Gülsüm 4) Fatıma (r.a.)'dir.
34. Peygamberimizin kaç oğlu doğdu?
Üç oğlu oldu. 1) Kasım 2) Abdullah (Diğer adı Tayyip) 3) İbrahim (r.a) hazretleridir.


35. Ezvac-ı Tahiratı yani Peygamberimizin mübarek hanımlarını sayarmısın?
Sayarım. 1) Hazret-i Hadice 2)Hazret-i Sevde 3) Hazret-i Aişe 4)Hz. Hafsa 5) Hz. Zeynep b.Huzeyme 6) Hz. Ümmi Seleme 7) Hz. Zeynep binti Cahş Hz. Cuveyriye 9) Hz. Ümmü Habibe 10) Hz. Safiyye 11) Hz. Meymune 12) Hazreti Mariye, (radıyallahü anhüm) validelerimiz. Bunlardan Hz. Hadice (r.a.) validemiz peygamberimizin ilk zevcesidir. Efendimizden 15 yaş büyük olup 25 sene beraber hayat sürmüştür.
36. Peygamberimizin 53 yaşından sonra evlenmesinin sebep ve hikmetlerinin bazılarını sayarımsınız?
Peygamberimiz, kabilelerin İslamiyete bağlanmalarını temin, ayrıca kadınlara ait hükümleri kadınlar vasıtasıyla yaymak, bazılarını sefaletten kurtarmak, bazılarının ise iffet ve namuslarını korumak için onlarla evlenmiştir. Asıl hikmet ve gaye kadınlar vasıtasıyla İslam'ı yaymaktır.
37. Peygamberimizin en son vefat eden eşi kimdir?
Hz. Aişe (r.a)'dır.
38. Gelmiş ve gelecek insanların en yücesi kimdir?
Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem'dir.
39. Peygamber Efendimizin kaç torunu vardır?İki torunu vardır :1) Hasan 2) Hüseyin (radıyallahü anhuma) hazretleridir.
40. Bunlar kimin çocuklarıdır?
Hz. Ali ve Hz. Fatıma (r.a.)'nındır.
41. Peygamber kime denir?
Ahkam-i ilahiyeyi insanlara tebliğ içinAllah'ın vazifelendirdiği zata denir.
42. Allah tarafından mahlukata gönderilen peygamberlerin sayısı kaçtır?
Peygamberimizden yapılan bir rivayete göre yüz yirmi dört bin, bir rivayete göre, iki yüz yirmi dört bin.
43. Kur'an-ı Kerim'de ismi geçen peygamberlerin sayısı kaçtır?
Yirmisekiz.
44. İsimlerini sayarmısınız?
Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, İbrahim, Lut, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyup, Şuayp, Musa, Harun, Davud, Süleyman, Yunus, İlyas, Elyesa, Zülkifl, Zekerriyya, Yahya, İsa, Üzeyr, Lokman, Zülkarneyn ve Hazret-i Muhammed Mustafa Salavatullahi ala nebiyyina ve aleyhim ecmaiyn hazeratıdır. Üzeytr, Lokman ve Zülkarneyn (aleyhimüsselam) hazretlerine bazıları velidir, demişlerdir.
45. Peygamberimiz kaç tarihinde doğdu ve kaç tarihinde vefat etti?571 DOĞDU
632 YILINDA VEFAT ETTİ etti. Hicret biz Müslümanlarca tarih başlangıcıdır.
46. Melek nedir?
Allah'ın nurdan yarattığı ve istedikleri şekle girebilen, daima ibadet eden günahsız varlıklardır.
47. Dört büyük melek hangileridir?
Cebrail, Mikail, İsrafil ve Azrail (A.S.)
48. Dört büyük kitap hangileridir ve hangi peygamberlere inmiştir?
Tevrat Musa (A.S.), Zebur Davud (A.S.), İncil İsa (A.S.), Kur'an-Kerim Peygamberimiz Muhammed Mustafa Sallallahü aleyhi ve sellem Efendimiz Hazretlerine inmiştir.
49. Suhuf ne demektir, kaç tanedir ve kimlere verilmiştir?
Cenab-ı Hakk'ın, dört kitaptan başka Cebrail (A.S.) vasıtasıyla bazı peygamberlere gönderdiği sahifelere suhuf denir. Adem (A.S.) 10, Şit (A.S.) 50, İdris (A.S.) 30, İbrahim (A.S.) ise 10 suhuf verilmiştir.
50. Mezhep kaçtır?
İkidir.
51. Nelerdir?
İtikatta mezhep, amelde mezhep.
52. İtikattaki mezhep imamları kaçtır ve kimlerdir?
İkidir. İmam Ebu Mansur Muhammed Matüridi ve İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.
53. Amelde mezhep kaçtır ve nelerdir?
Dörttür. Hanefi, Şafii, Maliki, Hanbeli mezhepleridir.
54. İtikatta mezhebin nedir?
Ehl-i sünnet ve cemaat mezhebidir.
55. Amelde mezhebin nedir?
Hanefi mezhebidir.
56. Bizi itikattaki mezhebimizin imamı kimdir?
Ebu Mansur Muhammed Matüridi Hazretleridir.
57. Şafii, Maliki ve Hanbeli mezhebine mensup olanların itikatta imamları kimdir?
Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleridir.
58. İmam Ebu Muhammed Matüridi nerelidir, ne zaman vefat etmiştir?
Semerkand'ın Maturid köyündendir. Türktür. Hicri (333) tarihinde vefat etmiştir.
59. İmam Ebü'l Hasani'l Eşari Hazretleri nerelidir? Ne zaman vefat etmiştir?
Basra'lı olup Hicri (324) tarihinde vefat etmiştir.
60. Namazın kazaya kalmasının meşru sebepleri kaçtır, sayarmısınız?
Üçtür. A) Uyku B) Muharebe esnasında düşmandan hiç fırsat bulamamak C) Unutmak.
61. Kaç tane kandil vardır, nelerdir?
Beş tane kandil vardır.
Mevlid Kandili : Peygamberimizin dünyaya geldiği gecedir.
Regaib Kandili : Hz. Amine'nin Peygamberimize hamile olduğunu anladığı gecedir.
Mirac Kandili : Peygamberimizin, ilahi saltanatı seyretmek üzere Allah'ın daveti ve gücü ile bir mucize olarak göklere ve daha nice alemlere seyahat ettiği gecedir.
Berat Kandili : Kur'an-ı Kerim'in levh-i mahfuzdan sema-i dünyaya indirildiği, insanların bir senelik hayat ve rızıklarının gözden geçirildiği, müslümanların af ve lütuflara nail olduğu gecedir.
Kadir Gecesi : Kur'an-ı Kerim'in dünya semasındanPeygamberimize indirilmeye başladığı gecedir.
Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

Hakkımda

HERZAMAN DOĞRUYU SÖYLE... NE DEDİĞİNİ HATIRLAMAK ZORUNDA KALMAZSIN.

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta
Blog RSS

Kategoriler

Arkadaşlar

mucahid23
h2so4
maviperi
yunusum
fatima
raciegi
melissa2
zero1
sensizz
cekirge
hurrem
calmevie
Özkan Özdemir
birlikteyiz
ar
hakkinrahmeti
sufikalbi
adaynur2
nesrin768
sultan09ege
nancy1
rindiseyda
dostlukrehberi
neslinursema1
yaseminnce
susam
peruze
YASEMİN ALBAYRAK
kumtanesi
onlaruyurken
selamunaleykum
hafsa
sevgidamlalari
vuslatyolculugu
zahara
seraparda
hayaldunyam
hulos
edebiyatvakti
yenibirgun
turuncum
geceyetebessum
benar
karacaby
emelsen
silayar
kevserbanu
fuadyusufoglu
farukalan
islamneguzel
dusbahcesi
sevda2005
neredeyim
iremkizdenkodlar
baskadiyardan
yagmuradogru
laal
01hediyemin
omer0625
islambirligi
moskova2
angel921992
birlahza
alike
djazemimm
hizmetnimettir
garipyolcu
kalbinur
damlalarr
yunus köse
dilefkar
demmay
bensahsenbizzatkendim
etkili34
nurcan vanlıoğlu
ruyacocukkulubu
elit41
burcudaruga
eyvahmelikemutfaktaNur Alemi
Sayfa Güncel Sayfa:1 Toplam:2
| Sonraki Sayfa
Google

Bu sayfada dakika saniye misafirim oldunuz .....

Kuran-i Kerim Dinle

Sure İsmi

Media Player

Sure İsmi

Media Player

Fatiha Suresi

Dinle

Kaf Suresi

Dinle

Bakara Suresi

Dinle

Zariyat Suresi

Dinle

Al-i İmran Suresi

Dinle

Tur Suresi

Dinle

Nisa Suresi

Dinle

Necm Suresi

Dinle

Maide Suresi

Dinle

Kamer Suresi

Dinle

En'am Suresi

Dinle

Rahman Suresi

Dinle

A'raf Suresi

Dinle

Vakıa Suresi

Dinle

Enfal Suresi

Dinle

Hadid Suresi

Dinle

Tevbe Suresi

Dinle

Mücadele Suresi

Dinle

Yunus Suresi

Dinle

Haşr Suresi

Dinle

Hud Suresi

Dinle

Mümtehine Suresi

Dinle

Yusuf Suresi

Dinle

Saff Suresi

Dinle

Ra'd Suresi

Dinle

Cum'a Suresi

Dinle

İbrahim Suresi

Dinle

Munafıkun Suresi

Dinle

Hicr Suresi

Dinle

Teğabun Suresi

Dinle

Nahl Suresi

Dinle

Talak Suresi

Dinle

İsra Suresi

Dinle

Tahrim Suresi

Dinle

Kehf Suresi

Dinle

Mülk Suresi

Dinle

Meryem Suresi

Dinle

Kalem Suresi

Dinle

Taha Suresi

Dinle

Hakka Suresi

Dinle

Enbiya Suresi

Dinle

Mearic Suresi

Dinle

Hacc Suresi

Dinle

Nuh Suresi

Dinle

Mi'minun Suresi

Dinle

Cin Suresi

Dinle

Nur Suresi

Dinle

Müzzemmil Suresi

Dinle

Furkan Suresi

Dinle

Müddessir Suresi

Dinle

Şuara Suresi

Dinle

Kıyamet Suresi

Dinle

Neml Suresi

Dinle

İnsan Suresi

Dinle

Kasas Suresi

Dinle

Murselat Suresi

Dinle

Ankebut Suresi

Dinle

Nebe Suresi

Dinle

Rum Suresi

Dinle

Nazi'at Suresi

Dinle

Lokman Suresi

Dinle

Abese Suresi

Dinle

Secde Suresi

Dinle

Tekvir Suresi

Dinle

Ahzab Suresi

Dinle

İnfitar Suresi

Dinle

Sebe Suresi

Dinle

Mütaffifin Suresi

Dinle

Fatır Suresi

Dinle

İnşikak Suresi

Dinle

Yasin Suresi

Dinle

Buruc Suresi

Dinle

Saffat Suresi

Dinle

Tarık Suresi

Dinle

Sad Suresi

Dinle

A'la Suresi

Dinle

Zümer Suresi

Dinle

Gaşiye Suresi

Dinle

Gafir(Mü'min Suresi)

Dinle

Fecr Suresi

Dinle

Fussilet Suresi

 

Dinle

Beled Suresi

Dinle

Şura Suresi

 

Dinle

Şems Suresi

Dinle

Zuhruf Suresi

Dinle

Leyl Suresi

Dinle

Duhan Suresi

Dinle

Duha Suresi

Dinle

Casiye Suresi

Dinle

İnşirah Suresi

Dinle

Ahkaf Suresi

Dinle

Tin Suresi

Dinle

Muhammed Suresi

Dinle

Alak Suresi

Dinle

Fetih Suresi

Dinle

Kadir Suresi

Dinle

Hucurat Suresi

Dinle

Beyyine Suresi

Dinle

Zilzal Suresi

Dinle

Tekasur Suresi

Dinle

Adiyat Suresi

Dinle

Asr Suresi

Dinle

Karia Suresi

Dinle

Humeze Suresi

Dinle

Fil Suresi

Dinle

Maun Suresi

Dinle

Kureyş Suresi

Dinle

Kevser Suresi

Dinle

Kafirun Suresi

Dinle

Tebbet Suresi

Dinle

Nasr Suresi

Dinle

İhlas Suresi

Dinle

Felak Suresi

Dinle

Nas Suresi

Dinle